
Solun Resmi Tarihi ve Konuşulmayanlar
Kavganın 1 Mayıs 1977'de olup bitenlerle ilgili olduğunu sananlar yanılıyor. Kavga, lanet olası "kol kırılır yen içinde..." geleneğini korumaya çalışanlarla yok etmeye çalışanlar arasında yaşanıyor.
Gülay Göktürk; 1 Mayıs 1977 olayı ile başlayan solun kendi tarihi ile hesaplaşması tartışmasını yorumluyor:
Solun resmi tarihi
Devletlerin resmi tarihiyle hesaplaşmanın ne kadar sancılı, ne büyük cesaret gerektiren bir iş olduğunu hepimiz yakından biliyoruz.
Düşünsenize, "1915 soykırım mıydı" ya da "Dersim katliam mıydı" sorularını yüksek sesle sorabilmek için kaç on yıl beklemek gerekti!
Solun devlet olmuş partilerinin resmi tarihlerini o günün siyasi ihtiyaçlarına göre nasıl anbean güncelledikleri ya da yeniden yazdıkları; bu resmi tarihi koruma uğruna nice cana kıydıkları da malumumuz... Sovyetler Birliği Komünist Partisi tarihinde, parti içi her iktidar değişikliğinde eski merkez komite üyelerinden kimilerinin resimlerinin yok edilişi; onların partiye yaptıkları hizmetlerin anlatıldığı bölümlerin buharlaşışı karikatürlere konu olmuştur. Çin Komünist Partisi'nin iki numaralı adamı Lin Piao'nun 1972'de bir uçak kazasında öldüğünün açıklanışıyla birlikte (aslında bir yıl önce öldürülmüştü) birdenbire "Zaten emperyalizmin ajanıydı; kapitalist yolcuydu; sınıf düşmanıydı" diye karalanışı ve benim bu 180 derecelik dönüş karşısında duyduğum şaşkınlık bugün gibi aklımda.
Sadece iktidar olabilenler değil
Sanılmasın ki resmi tarih oluşturma ve onu tehditle, cebirle dokunulmaz kılma uygulaması sadece iktidarı ele geçirebilen sol partilere has bir durum...
Hayır; dünyadaki ve Türkiye'deki bütün sol grupların, en küçüğünden en büyüğüne bütün sol hareketlerin, partilerin, grupların bir resmi tarihi vardır ve o kolektif yapının içinde kalabilmenin en önemli şartı bu resmi tarihe dokunmamak; oyunbozanlık yapmamaktır. Tam tersine, bu tarihe ne kadar "yaratıcı" katkılarda bulunursanız o kadar makbul bir solcu olursunuz.
Evet, oyunbozanlık diyorum. Çünkü bu, sol grubun en tepesi tarafından kurgulanan ve tabandaki en sıradan militana kadar herkesin katkısıyla zenginleştirilerek sahneye konan bir oyundur. Geçmişte sol hareketin önemli figürlerinden biri olan Müfit Özdeş'in Küyerel'de yazdığı bir yazıda ifade ettiği gibi, "kolektif belleğin birbirinden etkilenerek menkıbeler üretmesi, belleğimizdeki genel kurguda zamanın akışı içinde süslemeler yapması, o genel kurguya uymayan pürüzleri ayıklayıp unutulmaya terk etmesi" gibi süreçler içinde gelişen bir resmi tarihten söz ediyoruz.
İşin en ilginç noktalarından biri de, birbirine düşman grupların bile bu menkıbeleri koruma noktasında sağladıkları sessiz konsensüstür. Birbirlerini kırar geçirirler; öldürürler ama sıra yaratılan efsanelerin korunmasına geldi mi, tam bir dayanışma sergilerler. Mesela, hepsi de "68 kuşağı" der başka bir şey demez. Ama bütün bir kuşağa mal ettikleri o olaylara o zamanki üniversite gençliğinin ancak yüzde birinin katıldığını; zaten üniversite boykot ve işgallerinin öğrenci kitlesinin büyük çoğunluğu sindirilip korkutularak yapıldığını; geniş kitlenin bu işgal ve boykotlardan yaka silktiğini; sözde oylamalarda hayır diyenlere nasıl baskılar yapıldığını, öğrenci derneği seçimlerinde kaybedileceği anlaşılınca nasıl silahla sandık basıldığını; mitingi basılıp sosyal demokrat dövüldüğünü; "devrimci" öğrencilerin hocaların odasını basıp masalarına silah koyarak geçer not istediğini ve daha nice rezilliği söz birliği ederek saklarlar. Zira karşılarında ortak bir tehlike vardır; ortak ve yaşamsal bir tehlike: Gerçeklerin açığa çıkması tehlikesi... Bugün bir grubun resmi tarihinin yıkılmasına göz yumarlarsa, yarın da başkaları onların uydurdukları resmi tarihe çomak sokacaktır!
Mesele 1 Mayıs değil
İşte Halil Berktay'ın 1 Mayıs 1977 çıkışına karşı verilen inanılmaz tepkinin sebebi budur. Bu sözler karşısında geçmişte can düşmanı olan bütün sol grup kalıntılarının yan yana saf tutup Berktay'ı yaylım ateşine tutmasının sebebi budur. Taraf Gazetesi'nin iki yazarının Taraf'ın bu yayınını protesto ederek istifa etmesinin sebebi de budur. Çünkü Taraf, en büyük yasağı çiğnemiş, solun resmi tarihini sorgulayan yazılara sayfalarını açmıştır.
Kavganın 1 Mayıs 1977'de olup bitenlerle ilgili olduğunu sananlar yanılıyor. Kavga, lanet olası "kol kırılır yen içinde..." geleneğini korumaya çalışanlarla yok etmeye çalışanlar arasında yaşanıyor.
BUGÜN
HABERE YORUM KAT
Sait kardeş güzel derlemiş. İslamcı takılan üç beş zibidinin hezeyanları ile keyflenen sol cennaha, kendi içinden öyle bir darbe geldi ki, İslamcılar da buna keyflenecek. Malum takibini kendi içinden vurmanın dayanılmaz hafifliği.
Yanıtla (0) (0)Bence böyle su yarışına girmek yerine gizli saklı kalmadan kendi değerlendirmelerin yapıp, başkalarına öykünmeden bir şeyler üretmek olmalı.
Sol'un klasik kendinden başkasını kabul etmeme kibiri yanında sağ'ın da klasik kendine kapanması var. Süreç yine Müslümanların gelişmesi lehine işliyor. Öyle ki arada İslamcılar şunu yapmadı, bunu yapmadı, şuna eğilmedi, bunu göz ardı etti suçlama kolaylığıda, sanki bu ülkede yaşamayanların taarruzları. İki yüzyıla yakın sürekli taarruz edilen Müslümanların olduğu, Cumhuriyet döneminde sistematik kültür katliamını göremeyenlerin, köklü direnişlerin gelişerek sürdürdüğü yapılanmada hiçbir payı olmayan yeni yetmelerin savrukluğunu bırakalım.
Bizim bildiğimiz ama muhattaplarında yüz yıl sonra ancak açabildiği Dersim ve daha açılmamış Şeyh Sait, sol'un ancak 30 yıl sonra eleştirebildiği ama bir 30 yıl daha bekleyecek Sivas'ı biz çok daha iyi tahlil ediyoruz da medya popularitesi ve ajitasyonu hala o dinazorların elinde.
Tarhih en önemli bilgi kaynaklarından biridir, ancak iyi tahlil edilir ve dersler çıkarılırsa...
Genç hukukçu kardeşime ve tüm kardeşlerime eğer bu konuda faydalı olabilmişsem kendimi bahtiyar addedeceğim! Sol ile ilgili bazı tesbitlerde bulunup olması gerekeni vurgulamaya çalıştım! Demek ki, işe yaramış, Teşekkürler...
Yanıtla (0) (0)sait abimi saygıyla selamlıyorum. bu kadar güzel özetlenebilirdi.
Yanıtla (0) (0)Başından beri bu ülke açısından, toplum açısından ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel vb. doneler bağlamında bir avantaj mı değil mi, olup olmadığı hep tartışılagelen sol ve sol hareket, kendi varlık sebebi(ontoloji) açıısından dayandığı, onu sol olarak değerlendirdiği -Bkz. M. Çayan'ın ifadeleri- Kemalizmin peyderpey değer kaybettiği süreçte köşeye çekilen, sinen, savunmacı pozisyona bürünen yer yer saldırganlaşan ve aynı zamanda da zamanın ruhuna uygun olarak, kurulu iktidarı yıpratma ve İslamcılığı bazı akl-ı evvel İslamcı artığı 'sözde' aydınlarla, bir genç alim (!) tayfasıyla kuşatma altına almaya çalıştığı bir vasatta, en çok da Allah'ın tarihe ve topluma müdahalesi sonucu, 1 mayıs 1977 üzerinden kendi varlığını sorgulatır hale geldi. Kuşatayım derken, kendisine bir zamanlar bel bağlamış, ama yine kendi ontolojiisi ve affedilemez yanlışlıklarından dolayı kendisine karşı cesurca cephe almıl olan aydınlarca kuşatılıp itirafa zorlanıyor. Sol buna ne kadar direnecek, şimdilik bilnmez, ama süreç başlamışsa eğer, kendini feshedecektir, ya da bu toprakların esas değeri olan aziz İslam'a ve onun müntesiplerine bila kayduşart saygı gösterirse eğer, yaşar, yoksa yok olma trendin eli kulağındadır. Önemli olan da bu süreçte İslamcı kadroların ve genelde de Müslüman çoğunluğun rehavete kapılıp muhafazakar, laik sistemden beri olmalarını sapasağlam ve ivedilikle sağlamalarıdır. Kendi düşüncemiz, dünya görüşümüz dışında kalan düşüncelere gönlümüzü, kucağımızı açmasak bile, gözümüz açıp dikkatli olup onun gidişatını görmeli ve düşünceye özgürlük olgusunun da es geçmemeliyiz. Ama her halukarda solun bu topraklarda yaşayacak olsa da başta İslam'a saygı göstermesi beklenir. Aynı zamanda bu öngörü sol, sağ vs. diğer dünya görüşleri için de geçerlidir. Tek adres İslam ve bir ıslah ve yenilenme pojesi olan İslamcılıktır. Sağ, sol, muıhafazakarlık ivb. ise boş bir uğraş olacaktır. Sol gibi diğer ideolojilerde belki bir gün pılını pırtını toplayıp uçup gidecektir! Sol bu
Yanıtla (0) (0)trende aslında epey zamandır girmişti hatırlatalım, istedik!
Evet herkesin resmi tarihi var. Solcuların, kemalistlerin, ülkücülerin ve tabi ki islamcıların. Sonuçta kim ne derse desin bu gruplara mensup olanların hepsi bu toğrağın insanları ve birinde olan zaafların aynısı diğerlerinde de var. O zaaflardan kurtulmadıktan sonra ha solcu ha islamcı ha bilmemneci hiç farketmez. Ortaya çıkacak sonuç hep aynıdır. O yüzden kimse kendi gözündeki merteği görmeden elin gözünde çöp aramasın.
Yanıtla (0) (0)