Eski başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın 38 yaşındaki oğlunun, halk arasında ‘sar’a’ diye bilinen ‘epilepsi’ rahatsızlığının -felçle sonuçlanması beklenen ağır bir tipinin- stresiyle intihar ettiği açıklandı.
Acı bir durum elbette..
Hele de ağır hastalıkların acılarının dindirilmesinde hastalara maneviyat ve dua desteği verilmesinin etkili olduğu modern tıbbın da kabul ettiği bir gerçektir. Gelişmiş ülkelerin hastahanelerinde hastalara, kendi inançlarında kapalı devre tv. yayınlarıyla dua ve telkın seansları yapılmaktadır.
İntihar eden o gencin ruhî ızdıraplarıyla yakınları ne kadar ilgilendiler veya o kişi, ruhî acılarını dindirmek için bir inanç atmosferine girebildi mi, bilmiyorum.
Bu vesileyle, Fransa’nın eski başkanı François Mitterand’dan ilginç bir anekdotu, Jean Gittan isimli bir prof. kardinalden aktaralım, özetle:
’’Kanserden ağır acılar çeken Mitterand bir gün bana geldi.
‘Şimdi, aslında için doktora gidecektim.. Ama, bedenimin acılarına tahammül ediyorum. Ruhumun acılarını ise ancak seninle sohbet ederek dindirebiliyorum.’ dedi. Ruhunun acılarına çare arıyordu.
Mitterand’a, ‘Bunun için önce Tanrı inancına sahib olmak gerekir.. Siz ise bir ateist olarak biliniyorsunuz.’ dedim.
Bunun üzerine, Mitterand, ‘Ben Tanrı’yı her ne kadar terk ettimse de, Tanrı beni hiç terk etmedi ki..’ dedi.’’
*
**
Askeriye de klişeleşmiş bir yemek duası vardı; ‘Tanrıya hamdolsun..’ şeklinde..
Bu, ‘Allah’ımıza hamdolsun!’ şeklinde değiştirilmiş..
Değişiklik, doğruydu. Çünkü, ‘Tanrı, İlâh, Got, Dieu..’ vs. deyince herkes kendi inancına göre farklı mânâları anlar, farklı ‘tanrı’lara bağlılık ve şükrünü bildirebilir. Müslümanların inancında ise, tanrı veya ilâh, sadece ‘Allah’tır ve ‘tek’tir.
Bu yüzden, ‘Allahımız’ denilmesi yanlıştır. Zira, Müslüman inancında, bütün mükevvenâtın, âlemlerin, her şeyin tek yaratıcısı vardır: Allah.. Her kişi, grup veya halkın bir ayrı Allah’ından söz edilemez, bu bakımdan, halkının yüzde 98’inin Müslüman olduğu bir toplumda, ‘Allah’ımıza..’ değil, ‘Allah’a hamdolsun..’ denilmelidir. Yoksa, başkalarının da ayrı bir Allah’ı varmış gibi bir mânâ ortaya çıkar.
*
**
İzmir takımı Göztepe kendi sahasında Konya takımıyla karşılaşmış.. Konya takımının yetkilileri ev sahibi takımın yetkililerinin bulunduğu şeref locasına gitmişler.
Sonrasını dünkü medyada yer aldığına göre, şeref locasından iki ayaklı bir ‘hayvan’, Konyalı yöneticilere, ‘Yobazlar! Gidin camiye, namaz kılın..’ diye bağırmış..
Bu kadarına da, ‘Yuhh!’
Bu ‘saldırgan hayvan’ mutlaka bulunmalı.. Saldırı, sadece Konya’ya değil, namaz kılan her Müslümana yapılmıştır. İzmirliler bu tip ‘hayvan’ları aralarından atamazsa, mukabil ‘küfür yobazlığı’ suçlaması da gelir ardından..
*
**
Bilecik Valisi Tâhir Büyükakın, şehrin adının Ertuğrul olarak değiştirilmesini istemiş..
Alkışlanacak bir hassasiyet..
Çünkü, Ertuğrul Bey’in diktiği çınar oradan üç dünyaya dal-budak salmıştı.
Ama, sanki bu ülkede hele de bir kişinin ismi nice şehir ve semtlere verilmemiş gibi, ‘Bir şehre kişi adı verilir mi?’ diye bunu yadırgıyorlar.
Halbuki, bu ülkede bir takım ‘devrim zorbaları’ akıllarına estiğinde, ‘Şu isim öyle değil, şöyle olsun..’ diyerek nice şehir ve köylerin, hattâ insanların soyadlarını bile değiştirmişlerdi.
Komünist dönemde Rusya’da birçok şehrin isimleri değiştirilmişti. Şimdi, eski isimler iade olundu.
Bizdeki tepeden inmeci dayatma sistemi de çökmeli artık..
*
Ödemiş’te lise müdürü Ayhan Kökmen, disiplin cezası verdiği iki öğrencisi tarafından pompalı tüfekle öldürülmüş..
Akıl alacak gibi değil.. Ama, asıl mesele, kolayca elde edildiği ve birçok cinayetlerde sık sık kullanıldığı anlaşılan bu silaha hâlâ da bir yasaklama getirilmemesi..
*
**
Ölümü, ‘âşıkın maşukuna kavuşması’ olarak niteleyip, mâtem değil, bir düğün günü olarak karşılamak gerektiğini söyleyen Celâleddin Rumî’nin vefat yıldönümlerinde tertiplenen Şeb-i Arûs (Düğün Gecesi) ihtifallerinin, anma törenlerinin yıllardır, filanca tarikatın gücünün ve filan şarkıcının ilahîlerinin sergilendiği bir mekâna dönüştürülmesine ne demeli? Onları okuyacak başka kimse yok mu, bu ülkede?
*
Star