MUHAMMED YORGANCIOĞLU / HAKSÖZ HABER
Halep kırsalında 27 Kasım'da başlayan harekatın ardından, Suriye direnişi hiç kimsenin beklemediği bir şekilde Humus kapılarına dayandı.
Bu hızlı gelişmeler karşısında birçok kişi, olup biteni anlamakta zorluk çekti. "Suriye’de neler oluyor? Suriye direnişi nasıl bu kadar hızlı ilerleme kaydetti?" soruları gündemin en çok tartışılan başlıkları haline geldi. Bununla birlikte, kontrol altına alınan bölgelerdeki durum, halkla ilişkiler, azınlıkların yaşadığı bölgeler üzerindeki denetim ve azınlıklara yönelik muamele gibi pek çok soru da akıllara geldi.
Bu sorulara yanıt aramak için, Halep kırsalında başlayarak İdlib’e, Hama, Humus, Dera ve Süveyda'ya kadar uzanan ve "Saldırganlığı Caydırma Operasyonu" olarak adlandırılan bu harekâtı yöneten, Feth'ul Mubin Operasyon Komitesi’nin önemli isimlerinden biri olan, aynı zamanda Komite’nin temel bileşenlerinden Ahrar-uş Şam Genel Komutanı Amir El-Şeyh Ebu Ubeyde ile görüşerek kendisine sorularımızı ilettik. Bu yoğunluğun arasında zaman ayırıp sorularımıza yazılı ve sesli mesajlar göndererek bu mülakatın hazırlanmasını sağladı.
İşte Amir El-Şeyh Ebu Ubeyde'nin, bu operasyonun bilinmeyen yönlerine dair verdiği detaylı bilgiler...
M.Y: Bu operasyonun amacı nedir?
Ebu Ubeyde: Sözlerime başlarken sabırlı, fedakar, aziz Suriye halkımıza ve bu mücadelemizde bizi yalnız bırakmayan; başta Türkiye halkı olmak üzere tüm İslam ümmetine selam ve muhabbetlerimizi sunarım.
Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla.
Esed rejimi, yıllardır kurtarılmış bölgelerde yaşayan sivillere yönelik saldırılarını sürdürmekteydi. İdlib başta olmak üzere pek çok bölgede sivil yerleşim yerleri, pazarlar ve hastaneler rejimin hedefi haline geldi. Bu acımasız saldırılara son vermek ve halkımızın güvenliğini sağlamak için harekete geçmek artık kaçınılmaz hale gelmişti.
Bu operasyonun temel amacı, Halep ve İdlib kırsalından başlamak üzere Suriye’yi işgalci rejim güçlerinden ve onların destekçilerinden kurtararak halkımız için güvenli yaşam alanları oluşturmaktır. Aynı zamanda özgürlük mücadelesinin ruhunu yeniden canlandırmayı ve yerlerinden sürgün edilen halkımızın topraklarına dönüşünü sağlamayı hedefliyoruz. Bu operasyon, yalnızca askeri bir zafer değil; halkımıza, bölgemize ve ümmete güçlü bir umut mesajıdır.
M.Y: Neden şimdi?
Ebu Ubeyde: Operasyonun zamanlaması, sahadaki askeri durumun ve uluslararası şartların değerlendirilmesiyle belirlendi. Rejim güçlerinin Halep’teki savunma hatlarının zayıflaması, halkımızın bize olan desteği ve direniş grupları arasındaki koordinasyonun en üst seviyeye ulaşması, bu harekât için doğru zamanın geldiğini gösterdi. Aynı zamanda bölgede yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler, bu operasyonun gecikmeden yapılmasını zorunlu kıldı.
M.Y: Operasyona başlarken Gazze ve Lübnan’da yaşanan gelişmeleri hesaba kattınız mı?
Ebu Ubeyde: Tabii ki. Gazze direnişi bizim için ilham kaynağıdır. Filistinli kardeşlerimizin mücadelesi, bize güç ve kararlılık aşılıyor.
Biz Gazze ve Lübnan'da yaşananları göz önünde bulundurarak aylar önce operasyona hazır olmamıza rağmen, Gazze'deki sürece zarar vermemek için uzun süre bekledik. Gazze'deki kardeşlerimiz için Allah'tan onlara yardımını indirip zafer vermesini niyaz ederim.
Sonuçta Hizb’uş Şeytan (Hizbullah) İsrail ile ateşkes yaparak denklem dışı kaldı ve mücadeleden geri çekildi. Bizim operasyonumuz böyle bir dönemde başladı.
Operasyona başlamak için Rusya'nın, Ukrayna ile sorunlarını ya da, İran'ın ve Hizbuş Şeytan’ın içinde bulunduğu sorunlarını çözmesini bekleyip hadi şimdi bir cephe açıp da savaşalım dememizi kimse bizden beklemesin.
Gerek Rusya'nın durumu, gerekse İran'ın ve Hizb’uş Şeytan’ın içinde bulunduğu durum, bize operasyona başlamak için bulunmaz bir fırsat verdi. Tabi bu operasyon sebebiyle Gazze'deki sürece hiçbir şekilde zarar vermedik. Biz operasyona başlamadan önce zaten Hizb’uş Şeytan, İsrail ile anlaşıp ateşkes yaparak denklem dışı kalmıştı.
M.Y: Bu operasyon kararı nasıl alındı? Bölgedeki güç dengeleri göz önüne alındığında; Türkiye, Rusya, İran hatta ABD gibi aktörlerin bölge ile ilgili çıkarları ve mutabakatları olduğu biliniyor. Bu denge ve denklem içerisinde bu operasyon kimin operasyonu?
Ebu Ubeyde: Operasyon için hem askeri hem de siyasi hazırlıklarımızı yaparken, dost ve stratejik ortağımız Türkiye'nin yanı sıra düşmanlarımız olan İran ve Rusya'nın bölgedeki dengelerini dikkatle değerlendirdik. Ancak, şunu açıkça ifade etmeliyiz: Biz hiçbir zaman başka bir ülkenin ajandasını uygulayan askerler olmadığımız gibi, başka ülkelerin maslahatına ve çıkarına göre de stratejilerimizi belirlemedik.
Halep harekatı ve akabinde devam eden operasyonlar, sahadaki direniş gruplarının komutanları ve mücahidleriyle birlikte alınan ortak bir karardır.
Bu operasyon kararı, direniş gruplarının ortak iradesiyle alınmış ve yine direniş gruplarının ortak çabası ve koordinasyonu ile uygulamaya konulmuş bir operasyondur.
Bu operasyona başlamak için hiçbir ülkeden izin almadığımız gibi, hiçbir ülkeden yardım da talep etmedik. Bu operasyon, halkımızın özgürlüğü, zulümden ve zalim yönetimden kurtuluşu için tamamen yerel bir iradenin operasyonudur.
M.Y: Bu operasyonun arkasında kim var?
Ebu Ubeyde: Bu harekât, sadece belli bir grubun örneğin HTŞ'nin operasyonu değildir. Bu, Suriye Direnişi’nin bir operasyonudur.
Bu harekât bizi devrimin ilk günlerine, hepimizin tek yürek aynı siperde omuz omuza savaştığı günlere döndürdü.
Bugün büyük bir gün!
Bugün; yaşanan onca badirelerden sonra, acılarla, gözyaşlarıyla, terk edilmişlikle geçen senelerin ardından safların sıklaştığı, sözlerin birleştiği, hedeflerin netleştiği bir gün.
Bu operasyon, tamamen Suriye’nin özgürleştirilmiş bölgelerinde bulunan direniş gruplarının ortak bir çabasıdır. Feth’ul Mubin Operasyon Komitesi çatısı altında, Ahrar Şam ve HTŞ başta olmak üzere Nureddin Zengi, Ceyş’ul Ahrar, Ceyş’un Nasr, Faylak’uş Şam, Sugur Şam, Cephe Şarkıyye ve Cephe Şamiyye, Türkmen Birlikleri gibi Esed rejimini yıkmak üzere bir araya gelen birçok direniş grubu, tam bir koordinasyon içerisinde hareket etmektedir. Bu zafer, kolektif bir iradenin sonucudur.
Bugün sahada mücadele eden direniş hareketleri, Suriye Direnişi’ne en çok zarar veren şeyin grupçuluk ve bölünmüşlük olduğunu gördüler. Bütün direniş hareketleri milli bir mutabakat çerçevesinde, ortak bir hedef olan; Esed rejimini devirme gayesi etrafında bir araya geldi. Bu birliktelik, halkın da direnişçilere olan bakışını olumlu anlamda değiştirdi. Özetle şunu söyleyebilirim; bu operasyonun ve direnişin arkasında Suriye halkı var.
M.Y: Operasyonun hedefinde kimler var?
Ebu Ubeyde: Bu harekât, Esed militanlarıyla, topraklarımızı işgal eden, halkımızı katleden Rafızi Şii milislere karşı başlatılan bir harekattır.
Operasyon başladığı andan itibaren, Operasyon Komitesi olarak yaptığımız açıklamalarla ve paylaşımlarla, sivil insanların güvende olduğunu, sivillere bir zarar gelmeyeceğini, halkın mallarının, namuslarının ve canlarının bizim güvencemizde ve sorumluluğumuzda olduğunu ifade ettik. Birliklerimize; kadınlar, çocuklar, yaşlılar başta olmak üzere sivillere zarar gelmemesi konusunda kesin talimatlar verdik.
Rejimin Ordusunda görevli subay ve askerleri ordudan ayrılmaya ve halkın direnişine katılmaya çağırdık. Ordudan gönüllü olarak ayrılıp teslim olan subay ve askerlerin canlarının güvende olacağını ilan ettik.
M.Y: Operasyona ne zaman karar verildi ve ne zamandır hazırlık yapılıyor?
Ebu Ubeyde: Operasyon, aylarca süren detaylı bir planlama ve hazırlık sürecinin ardından başlatıldı. Özellikle Halep’in stratejik önemi göz önünde bulundurularak lojistik, istihbarat ve askeri koordinasyon açısından büyük bir titizlikle çalışıldı. Harekât kararı, tüm grupların katılımıyla uzun istişareler sonucunda alındı. Bu operasyon, dört yıldır devam eden çabaların ve çalışmaların sonucudur.
M.Y: Bu kadar hızlı ilerleme kaydetmeyi bekliyor muydunuz?
Ebu Ubeyde: Birliklerimizin bu ilerleyişi, Halep’ten Humus kapılarına, İdlib’den devrimin beşiği Der’a’ya kadar uzanan bu zafer bir haftada elde edilmedi. Bu başarılar, bir haftalık bir mücadeleden ziyade 13 yılı aşkın bir direnişin ve fedakârlığın birikimidir. Halkımız ve mücahidlerimiz bu süreçte sayısız bedel ödedi ve büyük zorluklarla karşılaştı.
Özellikle 2019 yılında kurulan Feth'ul Mubin Operasyon Komitesi, direniş güçlerinin birlikte hareket etmesini sağlayarak sahadaki koordinasyonu güçlendirdi.
Bu adım, bugün ulaşılan başarıların ve zaferlerin en önemli yapı taşlarından biri oldu. Bu birlikte hareket etme iradesi, rejim ve destekçilerine karşı sürdürülen mücadelenin etkinliğini artırdı ve direnişi daha organize bir hale getirdi.
Bu tür zaferler, sadece askerî planlamanın değil, aynı zamanda halkın iradesinin ve fedakârlığının da bir tezahürüdür. Bu zafer, birliktelik olunca neler başarıldığının en somut delilidir.
Diğer taraftan, bu operasyonun askeri olarak çok uzun bir hazırlık süreci var.
Sahada birliktelik sağlandıktan sonra bu birliktelik ruhu ile mücahidlerimiz dört yıldır gece gündüz hazırlık yaptılar. Aynı süreci 2015 yılında Fetih Ordusu, İdlib'i fethettiği zaman da yaşamıştık. Birçok köy ve kasaba bir kurşun dahi sıkmadan sadece tekbirlerle özgürlüğüne kavuşmuştu.
Bir de şu ayetteki hakikati göz ardı etmemek gerekir:
"Allah'tan korkan ve Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki adam şöyle dedi: "Onların üzerlerine kapıdan girin. Oradan girdiğinizde muhakkak galip gelecek olan sizlersiniz. Eğer layıkıyla inanıyorsanız yalnız Allah'a dayanın." Maide 23
Bu değişmez bir yasadır. Şartların yerine getirilmesi durumunda kıyamete kadar devam edecek ve değişmeyecek bir Sünnetullah’tır.
M.Y: Halep şehir merkezini kontrol altına aldıktan sonra Şeyh Maksud Mahallesinde konuşlu PYD unsurlarına şehri terketme çağrısı yaptınız. Bu konuyu biraz açar mısınız?
Ebu Ubeyde: Feth'ul Mubin Askeri Operasyon Komitesi olarak Kürt kardeşlerimizle, PYD Militanlarını birbirinden ayrı gördüğümüzü ifade etmeliyim. Bunu net bir şekilde yayınladığımız bildiride ifade ettik.
PYD Militanlarına şehri terk etmeleri çağrısında bulunurken, Kürt halkının Suriye'nin öz evlatları olduğunu ve sivil halkın can güvenliğinin direnişçilerin sorumluluğunda ve güvencesinde olduğunu vurguladık.
Biz zalim Esed rejimine karşı savaşıyoruz ve halkımızın güvenliğini sağlamak, onları güvenli bir şekilde evlerine dönmelerini temin etmek için İran destekli Şii milisleri şehirlerimizden ve köylerimizden uzaklaştırıyoruz.
Suriye Kürtleri’nin, Suriye toplumunun ayrılmaz bir parçası olduğunu ve bu ülkenin diğer tüm evlatlarıyla ortak haklara sahip olduklarını vurguladık.
Şeyh Maksud ve Halep'in diğer bölgelerindeki Kürt kardeşlerimizin de bizim ailemizden olduğunu, bizim sahip olduklarımızın onlara da ait olduğunu, bizim üzerimize düşenlerin onlar için de geçerli olduğunu söyledik. Kürt kardeşlerimizin can ve mal güvenlikleriyle onurlu bir yaşam sürmelerinin bizim sorumluluğumuzda olduğunu ifade ettik.
Feth'ul Mubin Operasyon Komitesi olarak PYD unsurlarına Halep şehrini terk etme çağrısı yaparak ve müzakereleri olumlu sonuçlandırmak suretiyle Kürt kardeşlerimizin yaşadığı mahallelerde meskun mahal çatışmasına girmeden ve kayıp vermeden bölgenin kontrolünü ele geçirdiğimiz gibi, PYD yandaşlarının algı operasyonlarını da (özellikle Arap-Kürt savaşı varmış gibi ya da Kürt halkı katlediliyormuş bir algının oluşmasını) önlemiş olduk.
Kurtuluş Hükümeti de Kürt kardeşlerimize hitaben yayınladığı açıklamada; IŞİD'in İslam akidemizin, genel inanç, ahlak ve insani ilkelerine aykırı bir şekilde Kürt halkına yönelik sergilediği tutum ve davranışları, esaret ve diğer yöntemleri de içeren barbarca uygulamalarını reddettiğimizi teyit etmişti.
Hiç kimsenin bu bütünleşmiş dokuya müdahale etmesine, huzuru bozmasına izin vermeyeceğiz.
M.Y: Suriye’deki Hristiyan, Nusayri, Şii azınlıklar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ebu Ubeyde: Suriye halkımızın Arap, Kürt, Türkmen, Müslüman ya da Hristiyan fark etmeksizin bütün unsurlarıyla can, mal ve namuslarının korunmasını sağlayarak onurlu ve izzetli bir yaşam sürmeleri için elimizden gelen tüm çabayı sarf edeceğiz. Halkımıza karşı savaşmayan hiç kimseye düşmanlık beslemediğimizi defalarca dile getirdik.
Operasyon Komitesi olarak, azınlıkların yaşadığı bölgelerdeki halkımıza yönelik açıklamalarda bulunarak onların can, mal, namus ve inançlarının güvencemiz altında olduğunu vurguladık. Halep şehir merkezinin kontrol altına alınmasının ardından, ayrım gözetmeksizin tüm halkımıza hizmet ulaştırmak amacıyla altyapı çalışmalarına başladık.
Halep’te ikamet eden Hristiyan vatandaşlarımızın, kiliselerinde dini ibadetlerini özgürce ve güven içinde gerçekleştirmelerini sağlıyoruz. Şii nüfusun yaşadığı Nübbül ve Zehra bölgelerinde, Hama kırsalında Hristiyan ve Nusayrilerin yaşadığı bölgelerde sivillerin güvende olduğunu ilan ettik. Silahlı unsurlardan, gönüllü olarak teslim olanların can güvenliklerini sağlayacağımızı, halkımıza karşı silah doğrultmayan herkese İslam’ın adalet ve hoşgörüsü ile muamele edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.
Suriye sahasında yaşanan acı tecrübelerin tekrar etmemesi için çaba harcıyoruz. IŞİD’in Suriye’de yaptığı barbarlıklar ve İslam dışı uygulamalar hem direnişimize zarar verdi, hem de İslam’ın yanlış anlaşılmasına ve terörize edilmesine sebep oldu. IŞİD’in İslam dışı uygulamaları sebebiyle, İslam, Cihad, Şehadet, İslam Devleti, Hilafet gibi tarihimizde çok kıymetli ve anlamlı yeri olan bu kavramlar kirletildi, yürütülen manipülatif algı operasyonları sebebiyle de bu tertemiz ve değerli kavramlar maalesef terörizmle anılmaya başlandı. IŞİD üzerinden İslamafobia kampanyaları yürütüldü.
Daha önce yayınladığımız açıklamalarda da ifade ettiğimiz gibi bir kez daha IŞİD’in gayri İslami, gayri ahlaki ve gayri insani uygulamalarını reddettiğimizi ifade ediyoruz.
M.Y : Halep Operasyonu ve sonrasında devam eden İdlib ve Hama harekatlarında SMO ile Feth'ul Mubin Operasyon Komitesi arasındaki ilişki nedir?
Ebu Ubeyde: Feth'ul Mubin Operasyon Komitesi tarafından başlatılan Düşman Caydıran Harekâtı, Halep’in batı kırsalından başlayarak çok hızlı bir şekilde Halep şehir merkezinin batı mahallelerine kadar ulaştıktan sonra, SMO, Halep’in kuzey ve doğu bölgelerinde Özgürlük Şafağı Operasyonuna başladı. İki operasyon arasında belirli bir irtibat ve koordinasyon bulunmakla birlikte, her biri kendi öncelikleri doğrultusunda belirledikleri hedeflere yönelik hareket etmektedir.
Sahadaki direniş hareketlerinin tamamı, Esed rejimini devirme ve Suriye halkının adil, onurlu, izzetli ve refah içinde bir hayat yaşaması için mücadele etme ortak paydasında birlikte, koordineli bir şekilde çalışmaktadırlar.
M.Y: Şu anda devam eden operasyonlar hakkında bilgi verir misiniz, son durum nedir? Direnişçilerin motivasyonu nasıl?
Ebu Ubeyde: Birliklerimiz, Halep ve İdlib’de kontrolü sağladıktan sonra Hama’ya yöneldiler. Hama rejim için çok stratejik bir yer. Perşembe günü birliklerimiz Hama şehir merkezini Esed çetesinden temizleyerek tamamen kontrolü sağladılar.
Hama’nın Suriye tarihinde çok önemli bir yeri var. Acıların ve fedakarlığın şehridir Hama. 1982 yılında Baba Hafız Esed tarafından Hama’da büyük bir katliam gerçekleştirildi. O zaman Hama’ya halkımızı katletmek için giren tanklar, bugün mücahidlerimizin kontrolünde halkımıza özgürlük getirmek için Hama’ya girdi.
Hama’da kontrolü ve güveni sağladıktan sonra güneye, stratejik öneme sahip Humus şehrine yöneldik.
Humus, Suriye devriminin başkenti, şehid kanına doymuş bir vatan toprağıdır. Askeri açıdan bakıldığında Hama'dan sonra olacaklar öncekilerle aynı olmayacaktır.
Birliklerimiz, bugün Hama-Humus yolu üzerinde bulunan Rastan ve Telbise şehirlerini kontrol altına aldılar ve Humus şehir merkezine yöneldiler. Bu sorunun cevabını hazırlarken Operasyon Komitemiz, Humus şehir merkezine en yakın köylerin de kontrol altına alındığı ve birliklerimizin Humus şehir merkezinin kapılarında olduğu bilgisini paylaştı. Sabah Humus’ta doğan güneşin özgürlük güneşi olması çok uzak bir ihtimal değil.
Kuzeyde yaşanan bu gelişmelerle beraber Suriye’mizin güneyinde de bugün çok güzel gelişmeler yaşandı. Devrimin beşiği Der’a başta olmak üzere Horan bölgesi dediğimiz Şam’ın güneyinde kalan bölgelerdeki direnişçilerimiz Feth’ul Mübin Operasyon Komitemize katılarak devam ettirdikleri operasyonlarda gün içerisinde Der’a kırsalında çok stratejik askeri noktaları kontrol altına aldılar. Birliklerimiz 40’tan fazla köy ve kasabayla beraber 12 askeri birliği de kontrol altına aldılar. Bu birlikler arasında 52. Mekanize Tümeni ele geçirildi. Süveyda Merkez hapishanesi başta olmak üzere kontrol altına aldığımız bölgelerdeki Rejim hapishanelerinde tutuklu bulunan mazlum esirleri özgürlüğüne kavuşturduk. Hama şehir merkezini kontrol altına aldığımızda da Hama hapishanesinden binlerce kardeşimiz özgürlüğüne kavuştu.
Ürdün ile olan Nasib sınır kapısı da direnişçilerimiz tarafından kontrol altına alındı.
Rejim Askerleri içinde çok büyük bir çöküş ve çözülmeler yaşanıyor. Bizimle irtibata geçip ordudan ayrılmak isteyen çok sayıda asker var. İlgili birimlerimiz, Rejim ordusundan ayrılıp halkımızın saflarına katılmak isteyen askerlerin, güvenli bir şekilde ordudan ayrılmalarını sağlamak için yardımcı oluyorlar.
Akşam saatlerinde Rejim Ordusunun subayları Der’a’dan kaçarak askerlerini yüzüstü bıraktılar. Devrimin beşiği Der’a bu gece yarısı özgürlüğüne kavuştu.
Allah’ın izniyle bu mücadeleyi zaferle taçlandıracağımıza dair inancımız tam ve sarsılmaz bir inançtır.
M.Y : Akşam saatlerinde Siyasi İlişkiler Ofisi tarafından Rusya ve Çin Halklarına yönelik bir mesaj yayınladınız. Bu konuyu açar mısınız?
Ebu Ubeyde: Rusya, Çin ve bazı ülkeler Suriye’de yaşanan gelişmeler üzerine vatandaşlarına Suriye’yi terk etme çağrısında bulunmuştu. Rusya ve Çin’de bu ülkeler arasında. Yayınladığımız bildiride bizim mücadelemizin, vatanını ve topraklarını zalim Esed rejiminden kurtarmak için verilen bir kurtuluş mücadelesi olduğunu ifade ettik. Bu savaşın yabancı devletlere ya da vatandaşlarına karşı olmadığını ilan ettik.
Daha önce de söylediğim gibi, biz halkımıza silah doğrultmayan hiç kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Hatta halkımıza karşı savaşanlar pişman olup, silah bırakarak birliklerimize teslim olduklarında, onlara İslam’ın adalet ve hoşgörüsü ile muamelede bulunacağımızı söylüyoruz.
Yayınladığımız mesajda; Rusya ve Çin başta olmak üzere yabancı ülke vatandaşlarından sivil olanlarla, hali hazırda diplomatik mercilerde görevli olanların haklarının ve canlarının güvende olduğuna dair güvence verdik ve bütün dünya ülkelerine seslendiğimiz gibi Suriye halkının vatanını zulümden ve zalimlerden kurtarma iradesine saygı göstererek, halkımızın bu meşru hakkına ve mücadelesine destek olmaya çağırdık
M.Y : Suriyeli Mülteciler konusunda ne düşünüyorsunuz?
Ebu Ubeyde: Kurtarılmış bölgelerin istikrara kavuşması Suriye’den ayrılmak zorunda kalan halkımızla beraber özellikle şu anda çadırlarda ve kamplarda yaşayan kardeşlerimizin de evlerine, köylerine dönmelerini sağlayacaktır.
Kurtarılmış bölgelerde güvenliğin sağlanmasıyla beraber alt yapı çalışmalarına başladık. Halkımızın en kısa sürede huzurlu bir şekilde evlerine dönmelerini sağlamaya çalışıyoruz.
Bu bölgelerde istikrarın sağlanmasıyla beraber başta Türkiye'dekiler olmak üzere Lübnan ve Ürdün'deki hatta Avrupa’ya gitmiş olan mültecilerin önemli bir kısmı, ülkelerini yeniden inşa etmek için geri dönecektir.
M.Y : Bundan sonra nasıl bir Suriye hayal ediyorsunuz?
Ebu Ubeyde: Bugün yaşananlar Suriye halkının öz evlatları tarafından başlatılan ve yönetilen gerçek bir DEVRİM'dir. Bu Devrim başarıya ulaşıp rejim yıkıldığında (ki buna inancımız tam) sorun çözülecek ve artık Suriye'de yeni bir dönem başlayacaktır. Bu dönem, Suriye halkının kendisinin geleceğini kendisinin belirleyerek inşa edebileceği ve yabancı güçlerin Suriye’de kalmasına gerek bırakmayacak bir dönemdir.
Suriye halkı, bölgenin İslami inançlarına, geleneklerine ve huzurun hâkim olduğu kadim tarihine uygun bir şekilde, insanlık için barış, refah, ilerleme, ilim ve bilimin merkezi olacak bir örnek teşkil etmeye kararlıdır. Adalet, hakkaniyet, liyakat ve şura, oluşturacağımız kurumsal sistemin temel yapı taşları olacaktır.
Bu sistem, "İslami yönetim" olarak tanımlandığında bundan korku duyanlar ya geçmişte bunun yanlış uygulamalarına şahit olmuş ya da bu sistemi doğru bir şekilde anlamamışlardır. Oysa ki bu model, zulmü ve adaletsizliği reddeden; barış, huzur ve adaleti esas alan bir yönetim anlayışını ifade etmektedir.
M.Y : Türkiye halkına mesajınız nedir?
Ebu Ubeyde: Türkiye halkı, Suriye devriminin en başından bu yana yanımızda oldu. Hem insani yardımlar hem de siyasi destek noktasında büyük fedakârlıklar yaptılar. Halkımıza yürekleriyle beraber evlerini ve yurtlarını açıp 13 yıldır misafir ediyorlar. Türkiye halkına şükranlarımızı sunuyoruz. Onların duası ve desteği, zaferlerimizin arkasındaki itici güçlerden biridir. Halkımız ve bizler, Türkiye halkının bizim için yapmış olduğu iyilikleri, yardımları ve misafirperverliği asla unutmayacağız. Türkiye ve Suriye halklarının ortak bir tarihi var. Sevinçlerimiz de acılarımız da bir. Türkiyeli kardeşlerimizden bizi anlamalarını, bu onurlu ve haklı mücadelemizde bizi yalnız bırakmamalarını bekliyoruz. Türkiye'de bazı kesimler tarafından Suriyeliler üzerinden yürütülen ırkçı ve ön yargılı propagandalara kanarak kadim geçmişi olan iki halkın arasına ayrılık ve fitne sokmalarına izin vermemeliyiz.