İnkılap Tarihi derslerini tartışmaya açan ‘Müslüman zihnin’ dayanılmaz hafifliği
Modern ulus devletle birlikte, eğitim devletin kontrolü altına alındı. Eğitimle birlikte ise diğer önemli sacayakları olan yargı, zorunlu askerlik ve vergi. Eğitimin devlet kontrolü altına alınması sadece eğitimin kim tarafından verileceğiyle ilgili bir mesele değildi. Bu aynı zamanda verilecek eğitimin içeriğinin, hedef ve amaçlarının ve hatta biçiminin de kim tarafından verilmesi ile ilgili bir egemenlik belirlenimi anlamına geliyordu. Dinin yerine ikame edilen yeni ‘devlet’ için tebaanın eğitilerek vatandaş (CHP familyasının ifadesiyle yurttaş) statüsüne getirilmesi gerekliliğini içeriyordu.
Türkiye’de bu durum Kemalist Cumhuriyet rejimiyle aynı anlama geliyordu. M. Kemal etrafında inşa edilen ve hayatın bütün alanlarını kuşatmaya çalışan boğucu bir resmî ideoloji dayatması söz konusuydu. Hilafetin ilgası, şapka ve harf devrimi, 1930’lardaki Türkçe ibadet, Türk tarih tezi gibi düzenlemeler fıkhın düzenlediği alanın faşizme teslimiyetiyle sonuçlandı.
Bütün şehirlerin tam merkezinin M. Kemal heykelleriyle donatılıp etrafında çeşitli seremoni ve tazimlerin yapıldığı putlar yetmezmiş gibi her bir devlet dairesinin M. Kemal büstleri, tabloları ve insanlığı kurtaracak (!) veciz sözleriyle donatıldığı inanılmaz bir görüntü ortaya çıktı. Bu tablodan daha korkunç olan ise bir Müslüman’ın tağutun, şirkin örgütlü bir şekilde hayatını kuşatmış olduğu gerçeğine alışması ya da bunu kanıksamasıdır. Yüzyıl boyunca bu duruma maruz kalmanın insan zihni, kalbi ve tasavvurunda meydana getireceği en büyük tehlike bu cahiliyenin ‘normal’ algılanmasıdır.
Bunu sağlayan en önemli unsurların başında ise şüphesiz Kemalist sistemin eğitim politikaları gelmektedir. Ömer Türker Yeni Şafak’taki yazısında bunun boyutlarından biri olan ‘İnkılap Tarihi’ derslerini ele alıyor. Gerçekte de Kemalist endoktrinasyonun en yoğun işlendiği –evveli olmakla beraber mevcut hâliyle-12 Eylül Darbesi mahsulü bu dersler ise başlı başına bir fecaattir. Türker, yazısında dersle ilgili temel sorun olarak bu dersin içeriğinin son derece zayıf olmasını gösteriyor. Türker “Hem Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu mümkün kılan hâdiselerin hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojisinin Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsı etrafında anlatıldığı bir ders. Bu sebeple de ilk okuldan üniversiteye kadar devam ediyor. Fakat bu dersin içeriği son derece zayıf. Değişik isimler adı altında anlatılan içeriğini düşünürsek neredeyse on beş yıl boyunca bir şekilde bu ülkenin çocuklarına okutuluyor bu ders. Buna rağmen dersi alan öğrenciler, ne dikkate değer bir şuur kazanıyorlar ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecini öğreniyorlar. Dünyada başka bir resmi eğitim sisteminde bu kadar uzun süre okutulduğu halde işlevini yapmaktan bu denli uzak bir ders var mı bilmiyorum. Hadi diyelim ki bir dönem, resmî ideolojinin vatandaşlar tarafından benimsenmesi için konuldu. Lakin hala aynı şekilde devam etmesinin bir gerekçesi kalmayalı çok oldu.” diyor.
Görünen o ki Ömer Hoca meseleyi son derece naif bir şekilde ele almış. Bütün sınıfların duvarlarına asılan M. Kemal portresi ve onun “Gençliğe Hitabesi”, hakeza okulların önüne konulan büstü ve içerisindeki “Atatürk köşesi” okul denilen kurumun mevcut devlet tarafından nasıl konumlandığını gösterirken bütün derslerin kazanımları da bundan nasibini almakta. Düşünsenize Kur’an-ı Kerim, Arapça, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Temel Dini Bilgiler, Hadis, Fıkıh, Tefsir gibi ders kitaplarının bile girişleri de… Esasen ‘Millî Eğitim’in ideolojisi, temel amaç ve hedef olarak değişmeyen şey, Millî Eğitim Temel Kanunu’nun 1. maddesinde şöyle belirtilmiştir: “Türk Millî Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini, Atatürk inkılap ve ilkelerine ve Anayasada ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin millî, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren; ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek.”
Türkiye’de Müslümanların nasıl bir cenderede yaşadıklarını göstermek açısından bundan daha çarpıcı bir gerçeklik olamaz. İktidar süreçlerindeki değişim ve kazanımlara ve siyasal-sosyal bir dönüşüm yaşanmış olunmasına rağmen Müslümanın akaidiyle temelden çelişen, bir insanın varoluşunu tağuta itaat üzerine yetiştirme üzerine kurulu gerçekliği değiştirememek esas meseledir. Hele bütün bunlarla birlikte post-Kemalist zamanlarda yaşadığımızı sanan bazı aklı evvellerin “Kemalizm’in devri bitti artık, bizim hedefe başka şeyleri koymamız lazım!” demeleri yok mu? Tabi bir de bir zamanlar Türkçe ibadet, Kemalist teolojisi eleştiri yapan kitaplarını yok sayarak Kemalist olanlar da var…
Modern, post-modern cahiliye ve onun insanımızı kuşatması, tüketim ideolojisinin her bir ferdi içine alma çabası elbette ki göz ardı edilmemesi ve her daim karşı çıkılması gereken temel çelişkilerdir. Ama siyasal anlamda memleketin en kudretli kişisi olsanız dahi belli gün ve gecelerde inanmadığınız hatta karşı olduğunuz itaatlere, seremonilere tabi olmaya hala zorlanıyor olmanıza sebep olan resmî ideoloji dayatması gerçeğini göz ardı etmeden.
Bugün iktidar sürecinden ve dinî duyarlılığı olan bürokrat ve okul yöneticilerinden dolayı endoktrinasyonun aktarımında gevşeklik olması hatta sistemin soft Kemalist bir tarza geçmesi gerçekliğin mahiyetini değiştirmez. Aktörlerin değişimiyle birlikte çok kolay bir şekilde arzulanan düzeyde ideolojik aktarımın gerçekleşmesi mümkün olabilecektir. Çünkü ideolojik ve yapısal anlamda bir siyasal-sosyal değişimin olmaması Türkiye’deki habitatın cahiliye karakterinin esas rengini değiştirmemekte. Ömer Türker hocanın yazısında olduğu gibi ne yazık ki Müslümanların geneli bu gerçeklikle esaslı bir yüzleşmeyi dahi göze almadan hadiseyi yumuşatarak ya da çevresinden dolanarak bazı talep ya da itirazlarda bulunuyorlar.
Oysa bizler Müslümanız. İnkılap Tarihi’ne de, resmî ideolojiye de, Millî Eğitim’in temel ideolojisine de, okullarda ve hayatın diğer alanlarında dayatılan ritüellere, sembollere, törenlere de karşıyız, itiraz ediyoruz. Kitab-ı Kerim’in tipik Tağut diye belirlediği formun yansıması bu cahiliyeyi esastan reddediyoruz. Ve Müslümanların öncelikli vazifesi bunun değişmesi için daha kararlı bir şekilde mücadele etmeleridir. En azından yolsuzluk, hırsızlık başta olmak üzere birçok suçtan dolayı tutuklanan Ekrem İmamoğlu için salt ideolojik motivasyondan aldıkları güçle ortalığı ayağa kaldıran laik-Kemalist, sol, ulusalcı, mezhepçi kitleler kadar direngen olunmalıdır. Müslümanlar bugünkü güç ve imkânlarıyla cahili dayatma ve kuşatmaya karşı ilmi, entelektüel, felsefi, ameli her yönden açık, net karşı duruş ortaya koyabilecek güçtedirler ve bunu da ifa etmek zorundadırlar artık.
***
İnkılap tarihi - Ömer Türker - Yeni Şafak
Eğitim sistemimizin epeyce sorunu var. Bunların başında kendi tarihsel mirasıyla barışık olmaması geliyor. Tarihsel mirasla barışık olmak, kitapların arasına İslam düşünürlerinin görüşlerini serpiştirmek değildir. Hele hele bugünkü bilimsel gelişmeleri Müslüman bilim adamlarının yüzyıllarca öncesinden gördüklerini yazarak Batı biliminin gelişimi karşısında duyulan hayranlığı ifade etmek hiç değildir. Tarihsel mirasımızı yaşadığımız dönemde düşüme faaliyetinin organik bir parçasına dönüştürmediğimiz sürece geçmişe atıflarımız ya nostaljiden öteye geçemez ya da bize ait olmayan bir şimdiye hayranlığı gizler. Fakat bugün üzerinde durmak istediğim husus, eğitim sistemimizin kendisinden ziyade muhtevasını oluşturan derslerden biri, İnkılap Tarihi.
Bilindiği üzere İnkılap Tarihi dersinin resmi eğitim içinde hususi bir önemi var. Hem Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu mümkün kılan hâdiselerin hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin ideolojisinin Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsı etrafında anlatıldığı bir ders. Bu sebeple de ilk okuldan üniversiteye kadar devam ediyor. Fakat bu dersin içeriği son derece zayıf. Değişik isimler adı altında anlatılan içeriğini düşünürsek neredeyse on beş yıl boyunca bir şekilde bu ülkenin çocuklarına okutuluyor bu ders. Buna rağmen dersi alan öğrenciler, ne dikkate değer bir şuur kazanıyorlar ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecini öğreniyorlar. Dünyada başka bir resmi eğitim sisteminde bu kadar uzun süre okutulduğu halde işlevini yapmaktan bu denli uzak bir ders var mı bilmiyorum. Hadi diyelim ki bir dönem, resmî ideolojinin vatandaşlar tarafından benimsenmesi için konuldu. Lakin hala aynı şekilde devam etmesinin bir gerekçesi kalmayalı çok oldu.
Kanaatimce bu faydasız ve düpedüz vakit kaybı olan ders yerine Çağdaş Türkiye Tarihi adı altında bir ders konulmalı. Bu ülkenin eğitimli insanları sadece Cumhuriyet öncesi dönemi değil, Cumhuriyet Türkiye’sini de bilmiyor. Hususen tarihçilik mesleğiyle uğraşan insanlarımızın dışında en eğitimli insanlarımız bile yakın tarihe dair dikkate değer bir birikime sahip değil maalesef. Eğitimli insanların yakın tarih bilgileri önemi ölçüde şahsi tanıklıklara dayalı. Yani herkes, yaşının yettiği kadar hafızaya sahip. Oysa Türkiye’de her kesimden saygıdeğer tarihçiler var. Farklı kesimlerin hassasiyetlerini de dikkate alarak hocaların önemli ölçüde uzlaştığı bir çağdaş Türkiye tarihi dersi hazırlanması mümkün. Dersin muhtevası oluştuktan sonra zaten müfredat hazırlamakta uzman olan hocalar, bu içeriği sınıflara göre uyarlayıp güzel bir ders programı oluşturabilirler.
İlk bakışta bu teklifin sadece ideolojik olduğu sanılabilir. Evet, İnkılap Tarihi derslerinin vermek istediği ideolojinin o zaman da şimdi de hem bizim gibi tarihsel derinliğe sahip bir millete dar geldiğini hem de mevcut durumumuzu takdir etmekte yetersiz olduğunu düşünüyorum. Ama bu başka bir bahis. Gerçekten de yakın dönem tarihimizin eğitim sürecimizde bu denli ihmal edilmesi kabul edilebilir gibi değil. Yeni müfredat çalışmalarında bu meselenin ciddiyetle ele alınması gerekir.
Not: Önümüzdeki çarşambayı perşembeye bağlayan gece, Kadir gecesi. Değerini takdir etmekten aciz kaldığımız ve ömrümüzden daha hayırlı olduğu ayetle sabit olan bir gece. Allah idrak etmeyi ve bereketinden hissedar olmayı nasip etsin.
YAZIYA YORUM KAT