
“Gazzeliler dünyanın en kazançlı insanları”
“Bugün Gazze’dekiler hiçbir şey kaybetmiyor, bilakis sergiledikleri emsalsiz asalet ve istikamet sayesinde dünyanın en kazançlı insanları.”
Bayramı hak etmek veya idrak etmek
Yasin Aktay / Yenişafak
Vücud iklimine büyük bir aşkla, şölenle katıldığımız, gelişine hoş geldin dediğimiz gidişine hüzünlendiğimiz Ramazan’ın bitiminin bir bayram olması kuşkusuz bu iklimi hakkıyla idrak edemeyenlerin kolay anlayacağı bir şey değil. Bayramın Ramazan’ı içerdiği zorluklarla savmış olmanın bir sevinç ifadesi olduğunu zannedenler oluyor bu yüzden. Belki hepsi kötü niyetli olmayan bir mizahı da oluyor bu durumun. Bayramı sadece bir festival, bir sevinç ve eğlence olarak algılamanın bir sonucu bu tabii. Oysa bayram da tıpkı Ramazan gibi bir ibadet. Ramazan’ı tamamlayan, onun manasını daha derinden hissetmemizi gerektiren bir şiar. Ramazan’ı Siirt’te mélédé ateşi yakarak karşılayan coşku onun bitişini değil, ama bir başka ibadet olarak bayramı da karşılar. Bayramın menasikiyle bütünleşen küskünlerle barışmak, yakınları ziyaret etmek, sıla-i rahimde bulunmak, yaşlıları ve çocukları sevindirmek de Ramazan’ı tamamlayan bayram ibadetinin bir parçasıdır.
Bir de “Müslümanlar bu kadar acı çekerken, her yerde hüzün varken bayram mı olur?” sorusu var ki hem çekilen acıların, sıkıntıların hem de bayramın kendisinin anlamını düşünmek açısından iyi bir vesiledir. Değerli dostumuz Vahdettin İnce bayram tebriği için mesaj olarak dostlarına bu soruyu sorup cevabını da çok güzel vermiş aslında: “Zulmün, katliamın, sürgünün, yıkımın, gözyaşının olduğu yerde bayram mı olur? Olur. Çünkü Müslüman her durumda kazanan taraftır”
Bugün Gazze’de 500 gündür yaşanan ve bütün Müslümanları sergilemek durumunda kaldıkları acizliklerinden dolayı utandıran soykırım dolayısıyla, Yemen’de, Myanmar’da dünyanın birçok yerinde Müslümanların maruz kaldıkları zulümler dolayısıyla bayram anlamını mı yitirir?
İnce’nin de dediği gibi, tabii ki hayır.
Birincisi acıyı çeken insanlar açısından, çekilen acılar, maruz kalınan saldırılar, şehadet doğru yaşanmış bir ömrün Müslümanların önüne çıkardığı sonuçlardır. İstikametini bilen, Allah yolunda yaşaması gereken hayatı yaşayanlar, zalimlere karşı cihad da ederler. Bu cihadın sonunda zafer de olur şehadet de. Her iki durumda Müslüman kazançlıdır.
Bugün Gazze’dekiler hiçbir şey kaybetmiyor, bilakis sergiledikleri emsalsiz asalet ve istikamet sayesinde dünyanın en kazançlı insanları. Onurlarıyla, özgürlükleriyle, zalime boyun eğmeyen onurlu duruşlarıyla ölerek de olsa kazanıyorlar. O yüzden onca yıkımın arasında, onca şehidin ardından en büyük bayram coşkusunu Gazzelilerin yaşıyor ve sergiliyor olması onların bu işin manasını en derinden kavrayan insanlar olduklarını gösteriyor.
Ölüm hak, eninde sonunda her nefis ölümü tadıyor zaten. Bunu en anlamlı şekilde karşılıyor oldukları için hayatlarının tamamını anlamlandıran bir duruşla tamamladıkları için onlar belki bayramı da herkesten daha iyi idrak ediyorlar. Çünkü bayram her şeyden önce ve her halükârda Allah’a şükretme nimetini idrak edebilmekle ilgili bir şuur seviyesidir. Hepimizin Allah’a ait olduğumuz ve hepimizin nihayetinde öyle veya böyle Allah’a dönecek olduğunu bildiğine göre, bilerek, isteyerek, gönüllü olarak canlarını ve mallarını Allah’a satanlardan daha kârlısı kim olabilir? Gazzeliler ve hayatlarını doğru yaşayanlar için, başlarına gelen hiçbir musibeti kendilerini Allah’a ibadetten, ona daha fazla yaklaşmaktan, onu daha fazla hissetmekten alıkoymaz. O yüzden Gazzeliler bu 500 günlük imtihanlarında bütün dünyaya bu şuuru bütün derinliğiyle, güzelliğiyle ve sahihliğiyle gösterdiler. Bayram onların hakkı, ama onlar bunu aynı zamanda kendilerine her durumda Allah’a şükredilebileceğini göstererek kutluyorlar.
İkincisi, onların kendi çektikleri bu acıları bu şekilde karşılamaları onların büyüklüğü, ama “bizim onların çektiği acılara rağmen bayram yapmamız doğru mu?” sorusuna gelir. Aynı noktaya geri dönüyoruz buradan. Bayramı tam da dünyevi anlamda bir eğlence, bir tatil, bencilce bir hazcılığın vesilesi olarak görenlerin algısından çıkmak gerekiyor. Tabi 9 güne çıkan bir resmi bayram tatili dolayısıyla birçok insan için bu zaman gerçekten tam da bu anlama geliyor olabilir. Bu zamanı o şekilde harcayanlar Ramazan’ı nasıl yaşamış olabilirler acaba?
Bir ayettir bayram. Bütün ayetler gibi kalp gözünün ve kalp kulağının açık olmasını gerektirir. Bayramı bir tatil haline getiren zihniyete teslim olunca bu ayet ne görülür ne duyulur. Bir ayet okunurken kulak verip huşu ile dinlemek; bir ayet zuhur edince iki gözü dört açıp bakmak gerek.
Bayrama katılmak, bizi davet eden varlığa katılmaktır. Bizi ayıran, parçalayan, kendi içimize hapseden marazi hikâyelerimizden özgürleştirip yüzümüzü varlığın özünde var olan aynılığa, birliğe çevirir.
Her yıl insanlar özgürlüklerini kısıtlayan bin bir türlü zincirler üretir, her yılın bayramı bir ay boyunca oruç iradesini sergileyenlere, orucu bir özgürleşme olarak hissedenlere bu zincirlerden kurtulmanın mutlak yolunu sunar.
Gazze ve Müslümanların dünyanın birçok yerindeki maruz kaldıkları başka acılar dolayısıyla içinde bulunmamız gerektiği varsayılan “yas” durumuyla çelişen bayram algısından da kurtulmak gerekiyor. Yaslarla, acılarla, sıkıntılarla beraber, onlarla iç içe de yaşanır ve tebrik edilir bayram. Bizatihi kendisi de, sergilememiz gereken sevinçleriyle, Rabbimize şükrüyle, insanlara teşekkürüyle ve kavuşup kaynaşmasıyla bir ibadettir çünkü.
Yolunu şaşırmaya her zaman meyyal insanoğluna yolunu işaret eden, varlığa sökün eden bir rahmet ve berekettir bayram. Allah bu rahmet ve bereketi üzerimizden eksik etmesin, bayramınız mübarek olsun.
HABERE YORUM KAT
Vallahi doğru billahi doğru. Eger musibetlere sabrederse:Gazzeliler dünyanın en kazançlı insanları”
Yanıtla (0) (0)