
Filistinlilerin kanının bedeli nedir?
Beyaz Saray'da İsrailli mahkûmların ailelerine bir buçuk saat ayırırken, binlerce Filistinlinin ailelerine bir dakika bile ayırmayan ABD'nin Orta Doğu elçisi, yalan söylediğini ve Hamas'ın doğruyu söylediğini çok iyi biliyor.
Motasem A Dalloul’un Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
İsrail işgal devleti, 19 Ocak'ta Filistin direnişiyle vardığı üç aşamalı ateşkes anlaşmasını, yani İsrail'in kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne yönelik 15 ay süren ve yaklaşık 60.000 kişinin ölümüne ve 112.000'den fazla kişinin yaralanmasına yol açan acımasız bombardımanını sona erdiren anlaşmayı, İsrail işgal güçlerinin şafak öncesi gerçekleştirdiği bir dizi hava saldırısıyla sona erdirdi.
İsrail hava saldırıları iki gün boyunca aralıksız devam etti ve bu süre zarfında İsrail işgal güçleri, Gazze'deki Hükümet Medya Ofisi'nin aktardığına göre 200'ü çocuk, 112'si kadın, 39'u yaşlı ve 155'i erkek olmak üzere 506 kişiyi öldürdü. Aynı zamanda İsrail bombardımanı 909 kişiyi de yaraladı.
İsrail Savunma Bakanı İsrael Katz, İsrail güçlerinin tüm İsrailli rehineler serbest bırakılana kadar Gazze Şeridi'ni sert bir şekilde vurmaya devam edeceğini iddia etti ve Gazze halkını elektrik ve su kaynaklarını kesmekle tehdit etti. Bu açıklama, mal ve yardım sevkiyatı için kullanılan tüm geçişlerin tamamen kapatılması ve yerlerinden edilen 2,4 milyon kişinin gıda, su ve ticari mallardan mahrum bırakılmasının ardından geldi.
Aynı zamanda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas'ın savaşçıları İsrail'e saldırmaya hazırlanırken ateşkes anlaşmasını ihlal ettiğini iddia etti. Bunun üzerine Netanyahu, İsrail kuvvetlerinin kuşatma altındaki bölgede 80 hedefe önleyici deniz ve hava saldırıları düzenleyeceğini açıkladı.
Buna ek olarak Beyaz Saray, ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail hükümeti ve İsrail işgal güçlerinin Gazze'de kadın, çocuk ve yaşlıları öldüren eylemlerini tamamen desteklediğini doğruladı ve bunun Hamas'a “İsrailli rehineleri” serbest bırakması için baskı yapmak için gerekli olduğunu belirtti.
Netanyahu, çevresi ve destekçisi Trump, Filistinlileri ateşkesi ihlal etmekle suçlarken, birçok mevcut ve eski İsrailli yetkili ve askeri lider ile İsrail halkının çoğunluğu ateşkesi bozan tarafın İsrail olduğunu vurguluyor.
İsrail'in günlük gazetesi Haaretz çarşamba günkü başyazısında şu ifadelere yer verdi “Rehinelerin geri dönmesini Hamas değil İsrail engelliyor.” Gazete ayrıca İsrail'in savaşı yeniden başlatma gerekçesi olarak Hamas'ın Trump'ın Orta Doğu Temsilcisi Steve Witkoff'un “köprü” önerisini reddetmesini göstermeye çalıştığını belirtti: “Aldatıcı bir hamleden başka bir şey değildir.”
Gazete, Gazze'deki ateşkes anlaşmasını Hamas'ın değil İsrail'in baltalayıp sona erdirdiğini ve rehinelerin Gazze'den dönüşünü engellediğini vurguladı.
Tartışmasız gerçek şudur ki Filistin direnişi, Mısır ve Katar'ın arabuluculuğu ve ABD'nin aracılığı ile İsrail işgaliyle üç aşamalı bir ateşkes anlaşmasına varmıştı. İlk aşamanın uygulanması sırasında İsrail tarafı ateşkes anlaşmasının birçok şartını erteledi ve geri adım attı. Aynı zamanda, Gazzelileri vurmak ve bombalamak da dâhil olmak üzere günlük ihlallerini sürdürdüler ve yaklaşık 200 kişiyi öldürdüler.
Ancak Filistin direnişi itidalini korudu ve arabulucuları ve aracıları İsrail'e anlaşma şartlarına bağlı kalması için baskı yapmaya teşvik etti.
Peki, İsrail'in ateşkesi ihlal etmesinin anlamı nedir? Netanyahu'nun iktidarını güçlendirmek ve koalisyonunu sağlamlaştırmak için Filistinlilerin kanını siyasi motivasyonların bedeli olarak kullandığı açıkça ortaya çıkmıştır.
Netanyahu'nun ateşkes anlaşmasını kabul etmesi, Itamar Ben-Gvir liderliğindeki aşırılık yanlısı İsrail partisi Otzma Yehudit'in hükümetten ayrılmasına ve Netanyahu'nun koalisyonunun zayıflamasına neden oldu. Ben-Gvir, partisinin koalisyona yeniden katılmasını sağlamak için Netanyahu'yu Gazze'ye yeniden ateş açmaya birkaç kez teşvik etmişti.
İsrail'in ateşkesi bozmasının hemen ardından Ben-Gvir'in partisi ile Netanyahu'nun Likud partisi, Ben-Gvir'in liderliğindeki koalisyona yeniden katılma konusunda anlaştı. Yapılan ortak açıklamada: “Otzma Yehudit fraksiyonunun İsrail hükümetine geri dönmesi konusunda anlaşmaya varıldı.”
Bir diğer bedel ise koalisyonun bütçesinin Knesset tarafından onaylanması ihtimali. İsrailli bir analist İbranice Zman Yisrael gazetesine verdiği demeçte “Gazze'de savaşa devam etme kararı bütçenin Knesset tarafından onaylanmasını garanti altına alıyor ve askere alma sorununu çözecek” dedi. Netanyahu'nun İsrail halkına nasıl yalan söylediğini açıklayan analist sözlerini şöyle sürdürdü: “7 Ekim'de tarihinin en ağır olayını yaşayan bir ülkede bir illüzyon gerçekliği yaşıyoruz.”
Arap milletvekili Ahmad Tibi ise şu yorumu yaptı: “Mesele sadece Ben-Gvir'in şartlarının yerine getirilmesiyle ilgili değil, Netanyahu'nun koalisyonunu sağlamlaştırma çabalarıyla da ilgili.”
Sorun sadece Netanyahu ile ilgili değil, ateşkes anlaşmasının aracısı olması gereken İsrail soykırımının aracısı ABD yönetimi ile ilgili.
Köprü önerisini gündeme getiren Witkoff şunları söyledi: “Ne yazık ki Hamas, kalıcı bir ateşkes olmaksızın tamamen uygulanamaz taleplerde bulunurken kamuoyu önünde esneklik iddiasında bulunarak karşılık vermeyi seçti.”
Kısa bir süre önce Beyaz Saray'da İsrailli mahkûmların ailelerine bir buçuk saat ayırırken, binlerce Filistinlinin ailelerine bir dakika bile ayırmayan ABD'nin Orta Doğu elçisi, yalan söylediğini ve Hamas'ın doğruyu söylediğini çok iyi biliyor. Ateşkesten geri adım atılmasından Netanyahu'yu sorumlu tutan arabulucuların açıklamaları da bunu açıkça ortaya koyuyor.
Köprü önerisi ve Filistin tarafının tamamen bağlı olduğu, üzerinde anlaşmaya varılması aylar süren ve binlerce masumun kanına mal olan bir anlaşma varken yeni bir anlaşmanın tartışılması tek bir şeyin kanıtıdır:
“İsrail'in Filistinlilerin kanını siyasi amaçlar ve İsrail içi çatışmaları çözmek için para birimi olarak kullanması.”
*Motasem A Dalloul, yazar MEMO'nun Gazze Şeridi'ndeki muhabiridir.
HABERE YORUM KAT