Dil ile başlayan işgal
Rahman'ın adıyla…
"Hani, "Size verdiğimizi kuvvetlice tutun ve dinleyin" diye kesin söz almış ve Tur'u üzerinize kaldırmıştık. Demişlerdi ki; "Dinledik ama itaat etmiyoruz!" küfürleri yüzünden kalplerine buzağı sevgisi içirildi. De ki;" Eğer gerçekten inanıyorsanız inancınız sizden ne kötü şey istiyor. "
(Bakara:93)
Yazar Taha Kılınç'ın yoğun emek sarf ederek ortaya koyduğu "Dil ve İşgal" kitabı ilk baskısı mart 2024'te daha sonra ise ikinci ve üçüncü baskısı ile bir işgalin adım adım nasıl ilerlediğini farklı bir açıdan ele alması ile okunmaya değer bir eser doğrusu.
Uzun zamandır bir biyografi kitabından hem olumlu hem de olumsuz anlamda bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum.
Olumlu açısı şu ki; bir insan inandığı şey uğruna çaba sarfederse çok şey başarabilir noktası.
Olumsuz yönü ise bir şeyi bu kadar insanüstü bir yere yerleştirmek insanı kör bir taasuba nasıl götürürürün portresini izlemek gibi.
ELİEZER BEN-YEHUDA (1858-1922) yılları arasında yaşamış asıl adı ELİEZER YİTZHAK ELYANOF olup Belarus (Beyaz Rusya) doğumlu birinin yaşam ve mücadelesini antan bu kitap oldukça enteresan doğrusu.
Belarus'un bir kasabasında dünyaya dindar Yahudi bir ailenin çocuğu olarak gözlerini açar. 5 yaşında babasını kaybeden Eliezer'in dini eğitim ve bakımını annesinin ailesi üstlenir. Küçük yaşlarda daha doğru bir din eğitimi alması için dayısının yanına gönderilen Eliezer, salt retorik bir din anlayışının kendisini sarmaması sonucu farklı bir takım entelektüel çalışmalara yönelir.
Bu araştırmacı kişiliği sebebiyle yahudilerin ortak bir dillerinin olmayışının sebeplerini sorgulayan ve buna merak salan BEN-YEHUDA iki bin yıldır sosyal hayattan izole edilmiş İbraniceyi tarihin tozlu raflarından indirmeyi amaç edinir.
"Ben Yahuda'dan önce Yahudilerin İbraniceyi konuşma ihtimalleri vardı ama ondan sonra konuşmaya başladılar" diyordu Cecil Roth.
1922'de öldüğü zaman arkasında binlerce makale ve on yedi ciltlik dev bir İbranice sözlük bırakan Elizer, genç yaşta tüberküloza yakalanmasına ve içinde bulunduğu olumsuz şartlara etrafındaki insanların dini metinlerin dışında İbranicenin kullanılmasını necaset ve küfür olarak telakki etmesine rağmen inandığı şey uğruna tüm bunlara karşı çıkarak girmişti o yola. Mevcut katı çevreden daha entelektüel bir Yahudi ailenin yanına yerleştikten sonra okumalarını artıran Elizer aynı ailenin kendisinden 4 yaş büyük kızları Devora ile inşaa edeceği dil için bir fırsat olarak görüp evlenir. İleri seviyede bir dil öğrenme yeteneği olduğu için eşinden Almanca ve Fransızcayı kısa bir sürede öğrenir. Bu arada antik dillere de merak salmıştır. Henüz 20'li yaşlarda Paris'te kaldığı süre içerisinde tüberküloz teşhisini koyan doktor onun için sadece bir doktor değil aynı zamanda ateşli bir siyonist olan Dr. Charles Netter ile tanışır.
Sultan Abdülaziz'den aldığı özel izinle şu anki Tel Aviv'de ilk modern tarım kolonisini kuran bu kişidir. Eliezer o zamanlar Fransız sömürgesi olan Cezayir'e yaptığı bir seyahat sonucu hayallerine kavuşmanın adımlarını her geçen gün daha da sıkılaştırıyordu. Cezayir'deki Yahudilerin Arapçayı ana dili olarak kullanmalarına rağmen ileri yaştakiler "ladino’yu”(İspanyolca ağırlıklı ibrani lehçesi) anlıyordu. Ben-Yehuda ileride sözlük hazırlarken kelime türetmede bu lehçeden bolca yararlanacaktır. “Afrika güneşi vücuduma şifa verirken yaşlılarla konuşmalarım sayesinde İbranice dil yeteneğim gelişti dahası İbraniceyi konuşurken ana dilimi konuşuyormuşum gibi hissettiğim çok oldu" (Dil ve İşgal /sayfa 37 )
Ben-Yehuda'da birçok siyonistin aksine hiçbir zaman Araplardan nefret etmemiştir. Nişanlısı ile birlikte evlenmek üzere çıktıkları yolculuğun son durağı Kudüs olacaktır ve bu yolculuk sırasında Eliezer nişanlısıyla İbranice dışında başka hiçbir şey konuşmamak üzerine sözleşir.
Fakat bu dilin güncel hayatta karşılığı olmadığı için baya zorlanırlar. Mesela eşinden bir çay istediği zaman "Şunu şuraya dök, şöyle karıştır" diyerek beden dilini kullanarak meramını anlatabiliyor, ancak o şekilde kendini ifade edebiliyordu.
Kudüs'e yerleşir yerleşmez Yahudilere acilen isimlerini İbranice olarak değiştirmeleri ve derhal Osmanlı vatandaşlığına geçmeleri için çağrı yapan Eliezer Kendisi de Osmanlı vatandaşı olarak daha serbest yaşamanın avantajlarını sonuna kadar kullanır.
1882'de doğan oğluna Ben-Siyon (siyonun oğlu) adını verir ve sadece İbranice konuşmayı öğrensin diye onu sosyal hayattan kopardığı için çocuk travma nedeniyle 4 yaşına kadar konuşamaz. Ben-Yehuda teorisinin pratik hali Ben-Siyon da kendini gösterir. Eliezer ile yaşamak hiç de kolay değildi İbranice dışında bir dilin konuşulmasına kesinlikle izin vermiyordu Bu yüzden etrafındaki insan sayısı da haliyle kısıtlı kalıyordu. Siyonizmin adım adım kuruluş ve işgaline şahit olan Ben Yahuda, Rothschildler'in finansörlüğünde ilk kurulan kasaba olan Rişon Le-Siyon (siyona doğru ilk adım) İbranice ilk defa bu kasabada resmi dil olarak kabul edilir ve orada inşa edilen yüksek öğrenim binası devamında anaokulu da açılarak bir müfredat oluşturulur. Dünyanın farklı yerlerinden (Diaspora)Filistin'e Özellikle de Kudüs'e yerleşen Yahudilerin artık ortak bir dilleri vardı ve "Vatansız bir halka, halksız bir vatan" projesi ilmek ilmek işleniyordu. Ben-Yehuda'da işgalin dilini yaymak için tüm yolları kullanmaktan imtina etmiyordu; komite, konferans, kurslar ve özellikle gazeteler bu amaca hizmet ediyordu.
Vaktinin çoğunu çalışma masasının başında geçiren Ben-Yehuda, yeni kelimeler türetmek için klasik İbranice kaynaklarının yanında Aramice, Süryanice ve Arapçadan da faydalanıyordu.
Eşini ve bazı çocuklarını difteri yüzünden kaybetmesi bile onun direncini kırmıyor aksine güçlendiriyordu. Bu ülkü uğruna eşinin kız kardeşi ile evlenip kendi davası uğruna yeni bir nefer kazanmaktan da geri durmamıştı. Elbette belli başlı bir takım sıkıntılar yaşamıştır.Özellikle İbranicenin din dili olarak kalmasını isteyen Yahudiler tarafından dışlanır fakat finansörü Rothschildlerin had bildiren mesajından sonra üzerindeki baskılar azalır.
Politik siyonizmin fikir babası Theodor Herzl bile onu hayalperest biri olarak görür. Yahudilerin dalga dalga Filistin'e göç etmelerinin her bir evresine verilen Aliya (yükseliş) dönemleri ile birlikte çoktan kendilerinin olmayan topraklarda bir vatan yaratmışlardı bile.Osmanlı hükümeti Yahudilere toprak satışını yasakladığı için direkt olarak alamayan Yahudiler, üçüncü şahıslar aracılığıyla toprak alıp yerleşirler.Birinci Dünya Savaşı her tarafı kasıp kavururken Ben-Yehuda Amerikan yahudilerinin finansörlüğünde dış dünyadan izole bir şekilde New York kütüphanesinde kendisine özel bir oda tahsis edilerek Washington'da kongre kütüphanesinde dil çalışmalarına hız vermiş ve sözlüğün büyük bir kısmını bu vesileyle yazmıştır.
1917'de İngilizlerin diaspora yahudilerine bir vatan hediyesinin adı Balfour Deklarasyonuydu. Dört asırdır himayesindeki Filistin ve Kudüs'ten çekilen Osmanlı'nın yarattığı boşluk da istediklerini altın tepside sunmuştu siyonistlere. İkibin yıl sonra Yahudi işgal devleti artık aşikar hale gelmişti maalesef. Şu an 20 milyon insanın konuştuğu dili gün yüzüne çıkaran Eliezer Ben-Yehuda verdiği çabanın sonunda hastalık sebebiyle vefat etmiş sonra da Zeytin Dağı'nın eteklerine defnedilmiştir.
Siyonistler için tarihe geçen Ben-Yehudan'ya hak ettiği değeri veren Yahudiler, Eliezer'in ortaya çıkardığı kaybolmuş bir dili tahmininden bile öteye taşıyıp bu lisanı zehirleri bir çatala dönüştürmüşlerdir.
Yazının başında da belirttiğimiz gibi bir işgalin belki başlangıcı belki tetikleyicisi belki de perdeleyicisi olan bir dil için verilen çaba tüm olumsuz şartlara rağmen inandığı şey batıl olsa dahi insana neler yaptırabilirin cevabıdır Eliezer'in hayatı.
Neresinden bakarsak bakalım insanın bir ülküsü, davası ve hedefi varsa o uğurda verdiği emek mutlaka semerisini verir.
Davası bu dünya ile sınırlı kalmayan ve istikamet üzere olması gereken Müslümanlar, Ben-Yehudan'ın ortaya koyduğu çabanın bir benzerini ortaya koyduğu takdirde şu an hayal dahi edilemeyecek bir dünyaya açmaz mıydık gözlerimizi?
Kitabın dikkat çeken yönlerinden biri de Eliezer'in dili kutsallaştırdıği gibi Müslümanların da son vahyi kutsallaştırmasıydı. Kutsallaştırılan her şey fetişleştirmeyi beraberinde getirir. İslam toplumunun Kur'an' a bakış açısı çoğunlukla böyle değil midir? Ki halen devam edegelmektedir. Sadece bir din kitabı olarak Kur'an, din dili olarak Arapça, yalnız din adamlarının anlayacağı ve lutfederlerse anlatacakları bir kitap, sosyal hayattan soyutlanmış siyasetten fersah fersah uzak, toprağın üstündekilere karışmayan kabre girince işimize yarayan bir kitaba çevrilmedi mi? Dindar Yahudiler nasıl ki Eliezer'i kafir ilan etmişlerse Kur'an' ın anlaşılır bir hayat kitabı olduğunu söyleyenler de aforoz edilmedi mi? Akif'in deyişiyle "Asrın idrakine İslam'ı söyletmek gerek" gerçeği de altı çizilmesi gereken bir hakikat olarak karşımızda durmuyor mu?
Kitapta dikkat çeken başka bir nokta ise her ne yaparsanız yapın yapacağınız işte inanç, istikrar ve ikna üçlüsünde ısrarcı olmak gerektiği. Eliezer yapacağı işe olan inancını hiç kaybetmemiş sürekliliği elden bırakmamış, taraftar ve finansörlerini ikna yöntemini çözmüş biri olarak çıkıyor karşımıza.
Ve son olarak çalışmak! Durmadan çalışmak, üretmek, çaba, azim ve kararlılığın tıpkı namaz gibi farz olduğunu İnşirah Suresi 7. ayette "O halde her fırsatta kararlılıkla yeni şeyler yapmaya koyul" görüyoruz. Vurgulanan yol, yöntem ve hedef de Akif'in dilinden "Allah'a dayan Say'e sarıl, hikmete Ram ol, yol varsa budur bilmiyorum başka yol " yeniden ilan ediliyordu .
Ben-Yehuda Müslümanlar gibi son vahye iman etmemişti, Akif gibi bir şahsiyetten de çağdaşı olmasına rağmen yoksun kalmıştı fakat çalışmış çalışmış ve çalışmıştı aleyhine olan şartlara rağmen kendi davası uğruna feda etmişti ömrünü.
Kitâbi olan ve o kitabın kılavuzluğunda yol yürümüş davadaşların , bu uğurda ömrünün çoğunu yanları üzere yatarak geçirmelerinin yatay vaziyetten dikey vaziyette bir türlü geçememenin kıyama kalkamamanın zihin ve beden konforundan vazgeçme zamanı gelmedi mi? Bugün dünyayı yangın yerine çevirenlerin ayyukka çıkardıkları zulüm, dün rahatından vazgeçenlerin inşa ettiği bir din dilinin sonucudur. Bu zehirli ve necis dilin panzehirinin ne olduğunu bilmediğimizden değil, yeterince inanmadığımız ve çalışmadığımız içindir ki her tarafa zillet ve alçaklık saçıyor/saçabiliyor.
İşgal dilini susturacak olan ancak ve ancak bir ıslah dilidir. Islahı da ancak Sulh'tan selametten ve salihattan taraf olan salihler gerçekleştirebilir. Ve emin olalım yani iman edelim ki, bu nâmümkün değil,
Gayet de mümkün.
Vesselam..
YAZIYA YORUM KAT
Teşekkürler
Yanıtla (0) (0)Gayet güzel bir analiz yapılmış
Emeğinize ve yüreğinize sağlık diliyorum
Allah razı olsun inşallah
Kitabı bitiremedim daha ama daha iyi anlamama yardımcı bir yazı olmuş emeğinize sağlık çok güzel bakış açısı ve önerilerle dolu inşallah yan yatanlar birgün İslam davası için ayağa kalkmalari ümidiyle
Yanıtla (0) (0)Çok teşekkür ederiz kitabı okumama rağmen bu bakış açısıyla değerlendirmemiştim yeni bir ışık tuttunuz bize kaleminize sağlık ????????
Yanıtla (0) (0)