1. HABERLER

  2. ÇEVİRİ

  3. Bu Ramazan Bayramı'nda yok edilecek ne kaldı?
Bu Ramazan Bayramı'nda yok edilecek ne kaldı?

Bu Ramazan Bayramı'nda yok edilecek ne kaldı?

Yaklaşık 500 gün süren savaşın ardından Gazze Ramazan'ı barış içinde karşıladı - bu barış kısa süre sonra bozuldu. Neden?

30 Mart 2025 Pazar 23:39A+A-

Esra Abo Kamar’ın wearenotnumbers’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz-Haber için tercüme etti.

 

Yaklaşık 500 gün boyunca Gazze'de soykırımın dehşetini yaşadıktan sonra nihayet ateşkese ulaştık. Şükürler olsun ki bu mübarek Ramazan ayını huzur, güven ve normale dönüşle karşıladık.

Geçen Ramazan, birbirimizi kaybetme korkusuyla, patlama sesleriyle iftar ediyorduk. Yıkımın ortasında Ramazan'ın maneviyatını kaybettik. Ancak bu yıl, bombalamalar durduğu sürece iyi olacağımıza inanarak daha iyi şeylerin hayalini kurmaya cesaret ettik.

Ancak Ramazan'ın başından bu yana Refah sınırı kapalı ve Gazze'ye gıda, gaz, yardım ve temel malzemelerin girişi kesilmiş durumda. Bu Ramazan'ın farklı geçeceğini umuyorduk, ancak bu kutsal ayın her günü 14 saatten fazla oruç tuttuk ve orucumuzu sadece konserve ve yemek artıklarıyla açtık. Bütün ay boyunca hiç gazımız olmadığı için iftarımızı odun ateşinde açtık. Sahurda tost yapmak ya da bir bardak çay içmek istediğimizde gece yarısı ateş yakmak zorundaydık.

Bu zorluklara ve dayanılmaz yaşam koşullarına rağmen, en azından güvende olduğumuz için birbirimizi teselli ediyorduk. Yiyeceğimiz ve benzinimiz olmasa da bombalamalar, patlamalar, yerinden edilmeler ve soykırım en azından şimdilik durmuştu. Yerleşmeye, istikrarı hissetmeye ve hayatlarımızı yeniden inşa etmeye başladık. Yıkım çok büyüktü ama uyum sağlamamız gerekiyordu.

kadayif-1.jpg

Kadayıf, odun sobası üzerinde hazırlanan bir tatlı.

Çocuklar Ramazan ayının sonunu işaret eden Ramazan Bayramı için heyecanlıydı. Bu günde aileler güzelce giyinir, misafirlerini ağırlamak için evlerini hazırlar ve hediye alışverişi yaparlar. Çocuklar renkli kıyafetler giyer, oyun oynamak ve tatlı yemek için bir araya gelirler.

Çocukken ben de bu heyecanı paylaşırdım. Yılın en sevdiğim günlerinden biriydi. Bir gece önceden kıyafetlerimi hazırlar ve arkadaşlarımla bayram namazını kılmak için sabah erkenden uyanırdım. Bir aylık oruçtan sonra ilk sabah kahvaltımı yapmak için aceleyle eve gelirdim. Bu her zaman ‘feseekh’ olurdu, genellikle Ramazan Bayramı'nın ilk günü pişirilen tuzlu bir balık. Sonra elbisemi giyer ve saçlarımı şekillendirirdim, arkadaşlarımla takılmak, dondurma yemek ve birlikte oynamak için.

Geçen bayram - 2024'te, sürekli saldırı altında - bayramlarımızdan mahrum kaldık. Ama bu yıl, ateşkes ilanından sonra, kendimize umut etme, hayal etme, hazırlanma ve bu kez kutlama yapma izni verdik.

Mağazalar yeniden açılmaya başladı. Aileler bayram alışverişine başladılar, çocukları için özel kıyafetler buldular. Sokaklar bu neşeli zamana hazırlanan insanlarla canlandı ve kalabalıklaştı.

seker.jpg

Ateşkesin sona ermesinden önce yeni açılan Al Hyper Alışveriş Merkezi'nde sergilenen şekerlemeler

Ancak bir anda hayallerimiz paramparça oldu ve tutunduğumuz umut ışığı buharlaştı.

18 Mart gecesi saat 2'de evi sarsan füze sesleriyle uyandık. Yatağımdan fırladım ve annemle babamın yatak odasına koştum. Kardeşlerim zaten oradaydı, gerçek mi yoksa hepimiz bir kâbusun içinde miyiz diye soruyorlardı.

Küçük kız kardeşim Aya sordu, “Savaş durmadı mı? O ses de neydi?” diye sordu.

Az önce ateşkes ihlal mi edilmişti? Aklıma milyonlarca soru geldi ve kalbimde bir sızı hissettim. Ambulans sirenleri havayı doldurdu. Telefonumu kontrol ettim, arkadaşlarım ve akrabalarım için endişelendim, ancak her yere bombaların düştüğünü öğrendim. Savaş Gazze'ye geri dönmüştü.

Şehitlerin sayısı artmıştı. Zar zor kucakladığımız güvenliğimiz yok olmuş, dünyamız yıkılmıştı.

Çok yorulduk. Enerjimiz tükendi. Kısa bir an için hayatımıza yeniden girmiş, eğitimimizden, barınaklarımızdan, onurumuzdan ve yaşamımızdan geriye kalanları yeniden canlandırmıştık. Üniversite eğitimimi sürdürmeye çalıştım, yine internet üzerinden okudum. Bir zamanlar sevdiğim sokaklarda dolaştım. Bize kalanlardan bir hayat yaratmaya çalıştım ama şimdi bıraktım.

Annemi bütün gün çok çalışırken görüyorum; tek derdi bizi doyurmak. Elleri ateşte yemek pişirmekten griye dönmüş, gözlerini keder dolduruyor. Bizi kurtarması için Allah'a dua ettiğini duyuyorum. Sevdiklerinden birini kaybetmekten ve evini boşaltmaktan korkuyor.

Her şey kasvetli. Herkes yaşama, savaşma ve direnme tutkusunu kaybetmiş.

Sevinçle karşılamayı beklediğimiz Ramazan Bayramı şimdi bir başka keder gününe işaret ediyor. Bir zamanlar olduğu gibi kutlayamayacağımız, tadını çıkaramayacağımız ve değer veremeyeceğimiz bir gün daha. Bu, geleneklerimizden ve bu güne damgasını vurması gereken mutluluğumuzdan yoksun, hüzünle geçireceğimiz üçüncü bayram. Belki de mutlu olmanın ne demek olduğunu unutmaya başladım. Tek bildiğim, ne zaman hissetmeye cesaret etsem, İsrail'in onu çaldığı.

Neyle savaşıyorlar? Harabelere, bir zamanlar bir şehir olan hayaletlere savaş açıyorlar. Ruhların kalıntılarını tehdit ediyorlar. Yok edecekleri daha ne kaldı?

HABERE YORUM KAT