1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Ali Şükrü Bey'i Kim, Neden ve Nasıl Öldürdü?
Ali Şükrü Beyi Kim, Neden ve Nasıl Öldürdü?

Ali Şükrü Bey'i Kim, Neden ve Nasıl Öldürdü?

Muhalif ve İslami kimliğiyle bilinen I. Meclis Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey nasıl ve kim tarafından öldürüldü?

01 Nisan 2012 Pazar 15:12A+A-

Tarihçi Ayşe Hür, Mustafa Kemal’in öldürttüğü Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey ile onu öldüren Giresunlu Topal Osman’ın hikâyelerini yazdı. İşte “tek adam”lığa giden sürecin ve muhaliflerin nasıl ortadan kaldırıldığının hikâyesi:

Ali Şükrü Bey ve Topal Osman

Ayşe Hür / Taraf

1884 yılında Trabzon Vakfıkebir’de doğan Ali Şükrü Bey, Bahriye Mektebi’nde okumuş, İngiltere’de deniz hukuku eğitimi görmüş, deniz kurmay binbaşısı iken son Osmanlı Meclisi’ne Trabzon mebusu olarak katılır. Ancak, Meclis’in, 16 Mart 1920’de İtilaf Güçleri tarafından işgal edilip kapatılmasından sonra Ankara’ya geçer. Yeni kurulan Büyük Millet Meclisi’nde Trabzon Milletvekili sıfatıyla vazife alır. Bir süre sonra Mustafa Kemal’e çeşitli nedenlerle muhalefet edenlerden oluşan İkinci Grubun önde gelenlerinden olur.

Kendini yakından tanıyanların ifadesine göre, Ali Şükrü Bey hitabet yeteneği yüksek, kürsüde sözünü sakınmadan konuşan biridir. Dönemin siyaset adamlarından Zamir Bey’e (Damar Arıkoğlu) göre “İyi İngilizce bilir, etine dolgun, uzunca boylu, gözleri miyop, kalın camlı gözlük kullanır, çenesi biraz kısa, hafif elmacık kemikli, sert bakışlı, ifadesi düzgün, iyi konuşan, sözünü dinleten, kendi bildiğinden şaşmayan” biridir. “Hükümet lehine konuşanları dalkavuklukla suçlayan”, “Taassubu hocalardan geri olmayan, kadının serbestîsi şöyle dursun, yüzlerinin açılmasına bile tahammülü olmayan” biridir. Falih Rıfkı Atay da Ali Şükrü Bey’in Meclis’teki muhafazakâr grup içinde “en azılı” olanlardan biri olduğunu söyler. Nitekim 1920 yılında TBMM’nin kabul ettiği Men-i Müskirat (içki yasağı) Kanunu onun işlerindendir.

ali-sukru-bey.gif

Tan gazetesi

Dinî konulardaki hassasiyetleri ile dikkati çeken Ali Şükrü Bey 2 Kasım 1922’de Saltanat’ın kaldırılmasından sonraki dönemde, her söz alışında Hilafet’i savunmakla kalmaz, Mustafa Kemal’inHakimiyet-i Milliye gazetesine karşılık Tan gazetesini çıkarır, bir de Hilafet’i savunan broşür bastırır. Aynı dönemde başlayan Lozan Barış Görüşmeleri’nde Türk heyetinin başındaki İsmet İnönü’nün hariciyeci olmamasını sert şekilde eleştirdiği gibi, Meclis çalışmalarını engelleyerek Mustafa Kemal’in tepesini iyice attırır. Hatta 6 Mart 1923 tarihli oturumda Mustafa Kemal’le birbirlerinin üzerine yürürler. Mustafa Kemal’in bir oldubittiyle bu ilk Meclis’i feshederek seçimlere gitmeye karar verdiği günlerde Ali Şükrü Bey birden ortadan kaybolur.

Son olarak 26/27 mart akşamı, Karaoğlan Çarşısı’ndaki Kuyulu Kahve’de dostlarıyla sohbet edip ve nargile içtikten sonra Mustafa Kemal’in muhafızlığını yapan Topal Osman’ın adamlarından Mustafa Kaptan’la kol kola yürürken görülmüştür. Kayboluşunun üçüncü günü kardeşi Şevket Bey, Başbakan Rauf (Orbay) Bey’e başvurur. İkinci Grup üyeleri tarafından Meclis gündemine taşınan konu, vekillerce ateşli biçimde tartışılır, “kaybolan tavuk değildir, bir milletvekilidir! Meclis derhal harekete geçmelidir” çağrısı üzerine Ankara Valisi Abdülkadir Bey’in emriyle tüm polis ve jandarma teşkilatı seferber edilir.


Papazın Bağı’nda ne oldu?

Topal Osman’ın yardımcısı Mustafa Kaptan’ın itiraf ettiğine göre, Mustafa Kaptan tarafından, yemek bahanesiyle Topal Osman’ın Saman Pazarı’ndaki evine götürülen Ali Şükrü Bey, burada Topal Osman ve sekiz adamı tarafından kementle boğulmuştur. Mustafa Kaptan cesedin nereye gömüldüğünü söylememiştir ama öğrenildiğine göre Topal Osman, kendisine Mustafa Kemal tarafından verilen Papazın Bağı denen yerdeki evde saklanmaktadır.

Olayın ortaya çıkması üzerine Topal Osman’ın nasıl teslim alınması gerektiğine dair harekât planını bizzat Mustafa Kemal hazırlar. Rauf Bey’in anlattığına göre önce Muhafız Taburu Kumandanı İsmail Hakkı (Tekçe) çağrılmış, Mustafa Kemal bizzat sarmalama harekâtının krokisini hazırlamış, ardından eşi Latife Hanım’la birlikte Çankaya Köşkü’nden ayrılıp, Rauf Bey’in İstasyon’daki dairesine çekilmiştir. Latife Hanım’ın kızkardeşi Vecihi İlmen’e göre ise Topal Osman ve adamları Çankaya Köşkü’nü sarıp da silah atmaya başlayınca, Mustafa Kemal çarşafa bürünüp Latife Hanım’la birlikte köşkten gizlice çıkmıştır. Hangi anlatım doğrudur bilinmez ama alınan tedbir yerindedir, çünkü Topal Osman Ağa teslim olmayı kabul etmediği gibi Çankaya Köşkü’ne gidip öfke ile her yeri kırıp dökecektir.

Bunlar olurken, polis ve jandarma cesedin neredeye gömüldüğünü tesbit etmeye çalışmaktadır. 1 nisan günü bir çobanın ihbarıyla Ali Şükrü Bey’in ölüsü Ankara civarındaki Mühye (Mehye) Köyü civarında gömülü olarak bulunur. Ölünün vücudundaki izlerden anlaşıldığına göre Ali Şükrü Bey son nefesine kadar direnmiştir. Öyle ki sıkılmış yumruğunun arasında Topal Osman’ın evindeki sandalyeden kopardığı bir parça bulunmaktadır.

Resmî tarihe göre cesedin bulunmasından sonra, Topal Osman Papazın Bağı’nda kıstırılmış, 1 nisanı (1923) 2 nisana bağlayan gece sabaha kadar süren çatışmada yaralı olarak ele geçirilmiş, hastaneye götürülürken yolda ölmüştür. Nedense (bazı kaynaklara göre başı kesilerek) alelacele gömülmüştür. Ancak Meclis Ali Şükrü Bey’in katilinin yakalanarak Ulus Meydanı’nda idam edilmesi kararını oybirliği ile aldığı için, başsız ceset mezardan çıkarılmış, Meclis’in kapısında, ayağından darağacına asılmıştır.


Cinayetin ardında kim var?

Ali Şükrü Bey cinayetinin arkasında kim vardır sorusu o günlerde de, daha sonra da çok kişiyi meşgul etmiştir. Mustafa Kemal’in neden İstasyon’daki eve geçtiği, Topal Osman’ın neden Çankaya Köşkü’nü talan ettiği, yaralı halde yakalandığı halde neden kafasının hemen kesilip gömüldüğü gibi konular şüphe çekmiştir. İlginçtir, hemen her konuda bir şeyler söyleyen Mustafa Kemal, bu konuda suskunluğunu korumuş, Topal Osman’dan “suçlu” diye değil “zanlı” diye bahsetmiştir. Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti 1923 adlı kitabında, olayı değişik ağızlardan derledikten sonra Topal Osman’ın Ali Şükrü Bey’i şahsi husumetinden dolayı öldürdüğünü savunur. Ali Fuat Cebesoy Siyasi Hatıralar adlı eserinde Mustafa Kemal’in Topal Osman’ın “tepelenmesi” sırasında sessiz kalışını biraz imalı biçimde anlatır. O dönemde TBMM zabıt kâtibi olan Mahir İz Yılların İzi adlı anı kitabında “Bu çete şehirde nizam ve intizamı, hem de nizamiye askeri kışlasında askerî disiplini bozacak tavırlar takınmaya başladı. Elbette bu gayrıtabii hâl devam edemezdi. Galiba ‘bir taşla iki kuş vurulsun’ diye Ali Şükrü Bey’in vücudunun ortadan kaldırılması Topal Osman’a havale edildi” der. Mustafa Kemal’e ömrü boyunca sadık kalmış olan Falih Rıfkı Çankayakitabında, “Topal Osman da en sonunda nizamlı ordunun kıta kumanlarından İsmail Hakkı Tekçe tarafından ve Mustafa Kemal’in emriyle Çankaya sırtlarında vurulmuştur” der.


Rıza Nur’un iddiaları

Mustafa Kemal’in yeminli düşmanı Rıza Nur ise Hayat ve Hatıralar kitabında olayın arkaplanını şöyle anlatır: “[Osman Ağa] Beni severdi, bana itimadı vardı. Ben de onu severdim. Meclis’in önünden geçerken dedi ki: ‘Yahu Mecliste birçok vatan haini mebus varmış, bunlar memleketi satıyorlarmış. Niye bana söylemiyorsun. Meclisi basıp hepsini keseceğim. Başka çare yok, bu kadar emek, bu kadar kan. Memleketi kurtardık, şimdi bunlar çıktı.’... Dedim ki bu hainleri sana kim haber verdi? Dedi ki ‘Orasını sorma!’ Hayır, illa söyle dedim ve zorladım. Dedi ki ‘Gazi söyledi!’ İş anlaşıldı. Mustafa Kemal İkinci Gruptan bîzâr (zarar görmüş), çaresi de kalmamış. Topal Osman’a bunları katlettirecek...”

Rıza Nur’a göre, Topal Osman’ın öldürülmesi emrini bizzat Mustafa Kemal vermiştir. Topal Osman cinayetten sonra Mustafa Kemal tarafından teselli edilmiş, Mustafa Kemal’in evinde saklanmıştır. Yine Rıza Nur’a göre etrafları sarılan Topal Osman ve sekiz adamı mukavemet etmeden Muhafız Alayı Kumandanı İsmail Hakkı Bey’e teslim olmuşlar, İsmail Hakkı Bey bu dokuz kişiyi tabanca ile öldürmüştür.

ali-sukru-bey-cenaze.jpg

Olaylı cenaze töreni

Ali Şükrü Bey’in cenaze töreni, hem Birinci ve İkinci Gruplar arasındaki hem de Enver Paşacıların güçlü olduğu Trabzon ile Mustafa Kemal arasındaki eski husumetlerin tazelenmesine vesile olur. Cenazeyi götürmekle görevlendirilen Birinci Grup üyeleri cenazenin Kastamonu üzerinden İnebolu’ya oradan da Trabzon’a götürülmesini uygun bulurken, İkinci Grup’tan Lazistan Mebusu Ziya Hurşit ve arkadaşları ise söz konusu yolun kardan kapalı olmasını bahane ederek önce İstanbul’a oradan Trabzon’a götürülmesini isterler. Mustafa Kemal ise, yolun kapalı olduğunu kabul etmekle birlikte protesto gösterilerine neden olur endişesi ile İstanbul’a götürülmesine karşı çıkar. Sonuçta cenaze İnebolu üzerinden Trabzon’a gönderilir ancak yol boyunca ve Trabzon’da hükümet aleyhine olaylar yaşanır. 4 Nisan 1923’te Barutçuzadelerinİstikbâl gazetesinde eski Trabzon Valisi “Deli” Hamit Bey imzasıyla Mustafa Kemal’i hakarete varan ağır sözlerle eleştiren bir yazı yayımlanınca Mustafa Kemal, Kazım Karabekir’e “Trabzon’da kaynayan bir kazan var. Sen bunu vaktiyle söndürmedin. Şimdi de yine kaynamaya başladı. Bu sefer kuvvetli bir yumruğu hak ettiler” diyecektir.


Trabzon muhalefeti

Topal Osman’ın cesedi Ulus’ta sallanırken, TBMM kendini feshederek seçim kararı almış, ardından geçici seçim kanunu tadil edilmiş, 15 nisanda 1920 tarihli Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na alelacele bir ek yapılarak “TBMM hükümetlerinin kararlarına muhalefet etmek ve Saltanat’ı geri getirmeye çalışmak vatana ihanet suçu” olarak tanımlandıktan sonra Meclis kapanmış ve seçim ortamına girilmiştir.

Mustafa Kemal’in otoriter tavrını halk nezdinde teşhir etmek için seçimleri fırsat olarak gören İkinci Grubun, artık ağzından çıkacak her cümle “vatana ihanet” tanımı içine sokulabilecektir. Yine de Rize ve Gümüşhane livalarını da içine alan Trabzon Vilayeti’nde Mustafa Kemal’in ekibi aleyhine büyük bir çalışma başlar. Bazı Trabzonlular muhalefetin dozunu öyle arttırırlar ki, Mustafa Kemal’in fotoğrafları yırtılır, Latife Hanım ile Mustafa Kemal birlikte filmlerde göründüğünde ıslık çalınır.

Mayıs ayında İttihatçıların eski Maarif Nazırı Şükrü Bey Trabzon’a vali olarak atanarak durum tamamen kontrol altına alınır. Barutçuzade Faik Bey ve Hamit Beyler nedamet getirince affolunurlar. Lazistan Mebusu Ziya Hurşit Bey’in adaylığı kabul edilmeyerek Meclis dışında kalması sağlanır, yerine ağabeyi Faik (Günday) Bey seçilir. Böylece Milli Mücadele’nin başından beri Ankara’yı meşgul eden “Trabzon Meselesi” sona ermiş olur. 11 Ağustos 1923’te açılan İkinci Meclis’e muhaliflerden sadece Gümüşhane Mebusu Zeki (Kadirbeyoğlu) Bey bağımsız olarak girebilmiştir. Muhalefetsiz Meclis Lozan Barış Antlaşması’nı imzalar (yine de 14 kişi ret oyu verir), ardından Ankara başkent yapılır ve Cumhuriyet ilan edilir. Artık yeni bir döneme girilmiştir. Ama iktidar-muhalefet ilişkilerinde yeni bir şey yoktur...

topal-osman.jpg

Topal Osman kimdir?

Teşkilat-ı Mahsusa’dan Arif Cemil’e bakılırsa, Topal Osman’ın tarih sahnesine ilk çıkışı 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Giresun’dan topladığı 100 kişilik çeteyle Trabzon hapishanesinin kapısını açtırıp 150 mahkûmu çetesine ilave etmesiyledir. Kendi ifadesine göre 1. Balkan Harbi’nde yaralanarak topal kalmıştır. Topal Osman’ın gönüllüleri Teşkilat-ı Mahsusa’ya bağlı olarak Artvin yöresindeki Ermeni tehcirinde görev (!) yaparlar. Nisan 1916’da Borçka’da Ruslara karşı savaşan Türk ordusuna katılan Topal Osman, orduda olduğunu unutup kabadayılığa devam etmekle kalmayıp, sıcak çarpışmaları görünce kaçma emareleri gösterince, komutanı kendisini affetmez ve 50 değnekle cezalandırır. Değnekler, kahramanımızın alelacele çürük raporu alıp memleketine geri dönmesine yeter de artar bile. Topal Osman bir süre sonra Giresun-Samsun havalisinde ortaya çıkar. Bölge uzun süredir bağımsız Pontus Devleti’ni kurmayı hedefleyen Rum çeteleri ile uğraşmaktadır.


1915 suçlularından

İttihatçıların gizli örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın son başkanı Hüsamettin Ertürk anılarında, Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da, 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun’a gelir gelmez Havza’da Osman Ağa ile görüştüğünü anlatır. Hâlbuki bu sırada Topal Osman İstanbul Divan-ı Harbi tarafından Ermeni katliamlarına katılmaktan aranmaktadır. Anlaşılan bu alandaki maharetlerinden Rumlara karşı yararlanmak ihtiyacı doğmuştur ki, 8 Temmuz 1919’da Osman Ağa hakkındaki tutuklama kararı Padişah Vahdettin tarafından kaldırılır. Topal Osman, Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’nin Giresun Şube Başkanı olur ardından 23 Temmuz 1919’da toplanan Erzurum Kongresi’nde Mustafa Kemal’e muhalefet edenleri sindirme görevini başarı ile yapar.


Vapur kazanlarında yakılanlar

Dönemin tanıklarından Hasan İzzettin Dinamo’ya göre Mustafa Kemal “Pontus belasından kurtulmayı Topal Osman’ın tecrübeli ellerine” bırakmıştır. Topal Osman da “Siz hiç merak etmeyin Paşam. Bu Pontus Rumlarına öyle bir tütsü vereceğim ki, hepsi mağaralarda eşekarısı gibi boğulacak” demiştir.

Falih Rıfkı’ya göre Topal Osman basılan her Türk evine karşı üç Rum evini basmak, mezarını kendine kazdırıp diri diri adam gömmek, vapur kazanlarında kömür yerine canlı adam yakmak gibi zulüm ve işkenceleri ile bölgeyi Rumlardan tamamen temizler.

Ancak Topal Osman’ın bu “milli” gayretleri, sadece gayrımüslimleri değil, bölgenin Müslüman/Türk eşrafını da mağdur eder. Örneğin 3. Fırka Komutanı Rüştü Bey, 1920 yılının ağustos ayında TBMM’ye gönderdiği mektupta, Osman Ağa’nın eşkıyalığından, taşkınlığından şikâyet eder. Mustafa Kemal’den gelen cevabi telgrafta adeta “şikâyetlere kulak asma, devam et” denmektedir.

mustafa-kemal_topal-osman.jpg

Şikâyetlere kulak veren yok

1921’de bu sefer Lazistan (Rize) Mebusu Osman Bey Mustafa Kemal’e bir telgraf gönderir. Rüştü Bey’in durumu yeterince anlatamadığını düşündüğünden olacak, ayrıntılara girer: “Bu cahil adamın şimdiye kadar Giresun’da yapmadığı rezalet kalmadı. Rumlardan ve ahaliden aldığı yüz binlerce liranın hesabını kimse soramıyor. Şimdi eşkıyalığını Trabzon Limanı içinde yapmaya başlıyor ki (...) bu halin devamı pek çok çirkin olaya sebebiyet verecektir.”

Ancak, bu mektup da işe yaramaz.

Aynı tarihlerde hazırlanan resmî bir raporda ise, daha vahim bir iddia vardır: Topal Osman, Samsun havalisinde 900 kişiyi bir mağaraya koyup öldürmüştür. Ama Topal Osman’ın işlediği suçlar, hakkında adeta bir referans mektubu işlevi görür. Ağamız bir ay sonra TBMM tarafından Mustafa Kemal’in muhafızlığını yapmak üzere Ankara’ya davet edilir. Topal Osman yolda da boş durmaz ve Çorum-Alaca civarında evlere tecavüz eder, bazı hayvan ve malları gasp eder.

Mart 1921’de patlak veren Koçgiri Kürt isyanını bastırmak üzere bölgeye gönderilen Sakallı Nurettin Paşa komutasındaki orduya katılan Topal Osman’ın 47. Alayı öyle zalimane yöntemlere başvurur ki, Meclis’te büyük tartışmalar yaşanır. Topal Osman sadece isyancı Kürtleri değil, Suşehri, Koyulhisar, Reşadiye, Niksar ve Erbaa’daki Ermeni ve Rumları da öte dünyaya göndermiştir. Koçgiri’den Sakarya Meydan Savaşı’na katılmak üzere yola çıktığında son bir hamle yapar ve Merzifon’un Rum ve Ermeni ahalisini katleder. Topal Osman Sakarya’da savaştıktan sonra sağ salim geri döner.


Efsanenin dirilişi

Bu tarihten sonra Topal Osman Ağa, Ankara’da en üst makamların koruması altında iktidarın tadını çıkarmaya başlar ama saltanatı Ali Şükrü Bey cinayeti ile sona erer. Peki, Topal Osman efsanesinin sonu gelmiş midir? Hayır, gelmemiştir. 1925’te bizzat Mustafa Kemal’in emri ile Topal Osman’ın naşı Giresun Kalesi’nde ilk gömüldüğü yerden alınıp, yine kale içindeki anıtmezara nakledilir. Bu nakil olayı, Giresunluların, “Topal Osman’ın ölümüyle Mustafa Kemal’in ilgisinin olmadığına” yürekten inanmalarını sağlamıştır. Bu tarihten sonra Trabzonlular Ali Şükrü Bey’i “demokrasi şehidi” olarak yüceltirken, Giresunlular da Osman Ağa’yı adeta kutsal bir figüre dönüştürmüşlerdir.

12 Eylül darbesinin ardından 1981’de Giresun mülki yöneticileri kendisini kahraman ilan etmek için Türk Tarih Kurumu’ndan görüş alırlar ama gelen cevap olumsuzdur. Ama 1983’te Kenan Evren şehri ziyareti sırasında Topal Osman’dan övgüyle söz eder. 1987’den itibaren yerel yöneticiler 2 nisanda Topal Osman’ı anmaya başlarlar. Yıllar sonra Susurluk Skandalı’nın başkahramanlarından şimdi Ergenekon sanığı olarak Silivri’de hapiste olan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Giresun’da Jandarma Bölge Komutanlığı yaptığı sırada, “Topal Osman Ağa’nın hayatından pek etkilendiği için” adına bir heykel yaptırmaya karar verir. İstanbul’da yaptırdığı heykel, 2001 yılında dikilmesi için Giresun’a gönderilir ama dönemin belediye başkanı, 22. Dönem CHP Milletvekili ve iki dönem Giresun Belediye Başkanı Mehmet Işık’ın talimatıyla, depoya kaldırılır. 2002’de heykel konusunda mülki idare, İçişleri ve Genelkurmay arasında bir dizi yazışma yapıldığı haberleri basına sızar. Aynı yıl, Giresun Kalesi’ndeki anıtın eski Türkçe yazılı kitabesi üzerindeki metinde Topal Osman’ın “Pontus’çuların imhasındaki hizmetlerini” öven cümleleri “milli güvenlik siyaseti” açısından sakıncalı bulunur ve yerine “milli güvenlik siyasetine uygun” Latin harfli yeni plaket konulur. Giresun’un milliyetçileri bu gelgitlere bir türlü anlam veremezler ve celallenirler. Bu celallenme hâlâ sürüyor. Ne zaman Topal Osman’dan söz açsam, mutlaka Giresun’dan tehdit mektupları alırım. Bakalım bu sefer de alacak mıyım?

Özet Kaynakça: Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, Tan Matbaası, 1961, Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni, Siyasi Hatıralarım-2, Emre Yayınları, 1993; Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti 1923, Başnur Matbaası, 1971; Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, 3. Cilt, Yayınlayan: Heidi Schmit, Altındağ Yayınları, 1967; Ahmet Demirel, Ali Şükrü Bey’in Tan Gazetesi, İletişim, Cemal Şener, Topal Osman Olayı, Etik Yayınları, 1992; İpek Çalışlar,Latife Hanım, Doğan Kitap, 2006

 

HABERE YORUM KAT

14 Yorum
  • Şükrü Adıyamanlı / 19 Eylül 2020 21:18

    Bu olaylar bu kadar biliniyor madem ve bu kadar sağlam şahit var. Neden bu millet kemalistlere tarihçiler ve hukuk nezdinde bunun hesabını sormaz.
    Masallar eşliğinde hainler kahraman, kahramanlar da hain ilan edilir...
    Yeni nesil de bu şekilde büyür gider...
    Uyandıracak yiğitler lazım bu millete...
    Erdoğan yetmez tarihçiler devreye girmeli...

    Yanıtla (0) (0)
  • Karadenizli / 20 Nisan 2020 18:09

    Öncelikle selâmün apeyküm diyerek söze başlıyorum ülkemizin ve karadenizin iki yiğit vatansever evlâdını biribirine düşürdüler peki lozan barışını imzâlayanlar bu ülkeye en büyük hâinliği yapmadılarmı ali şükrü bey ve topal osmana hz ALLAH'TAN gani gani rahmet diliyorum nur içinde yatın yiğitlerim...

    Yanıtla (0) (0)
  • erol / 18 Ekim 2019 09:19

    ayşe hür rıza nur'dan nakil ediyor olayın önemli noktalarını..rıza nur raporlu psikopat ve çok yalancı,iftiracı biridir...

    Yanıtla (0) (0)
  • mert / 28 Ocak 2014 19:40

    yazdıklarınızın çoğu muhtemelen gerçektir.Yeni bir devlet kurulurken ihanet içinde bulunan bazılarının kellelerini kaybetmesi doğaldır bu bütün ülkelerin tarihinde böyledir. Bu tip işlerin resmi yolla yapılamayacağına göre birilerine yaptırılması gerekmektedir.Bu kişilerin yaptığı herşey savunulamaz ve doğru değildir ama işin tabiatı bunu gerektirir.

    Yanıtla (8) (7)
  • s.çelik / 29 Ocak 2019 20:25

    doğru bilgi yazmak için araştırma yapan ve tamamen doğrulara yakın bir yorum yaptığı için A.Yalçın beyi kutluyorum,benimde araştırmalarımla tamamen örtüşüyor.Ali Şükrü beyin öldürülmesi cenazesinin bir bir güçlükle Trabzona getirlmesi ve akabinde Topal Osmanın öldürülmesi!! sankı Ali Şükrü beyi o katletmiş gibi "yapan bulur..edeasiyla olayı ört bas etmek tarihi değiştirme gayreti içersinde olmak, kımseye bir kazanç sağlamaz..Yalan söyleyen tarih ve tarihçiler utansın..Ali Şükrü bey biz trabzonlular için Demokrasi şehididir...nokta.

    Yanıtla (4) (0)
  • MUSTAFA BAHADIR FİDAN / 23 Ocak 2018 00:56

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihi Lozan çıkışının yansımaları devam ederken Türkiye tarafından yapılması planlanan Musul operasyonu vesilesiyle Lozan bir kere daha gündeme geldi. Yani tarihi gerçekler, Türkiye’nin peşini bırakmıyor ve bizi arkasından sürüklüyor..
    Türkiye ile Irak arasındaki hudut problemleri Ankara Anlaşması ile 1926 yılında çözüme kavuşturuldu. Yani Misak-ı Milli toraklarının çok önemli bazı parçaları bu antlaşma ile elimizden çıkartıldı. Ankara Antlaşması’nın 5 Haziran 1926 tarihinde,“Türkiye ve Irak arasındaki siyasi sınırları belirlemek ve komşuluk münasebetlerini düzenlemek amacıyla”imzalandığı söylenir. Konuşulan, Türkiye-Irak sınırı. Ancak Antlaşma Türkiye ile İngiltere arasında imzalanıyor. Çünkü Irak’ın esas patronu İngiltere. Ankara’yı arkadan yönlendiren irada de Londra..

    Düzmece hikayeler, sahte önderler, karalanan kahramanlar üzerinden anlatılan 20. yüzyıl tarihini yenibaştan gerçek belgelere dayalı olarak yazmak ve o dönemdeki olayları gerçek tarihe göre değerlendirmek gerekiyor.

    Bu noktada ışık tutacağı umuduyla son günlerde yeniden alevlenen Lozan gerçeğini göstermesi bakımından bir belgeyi hatırlatmak istiyoruz. Sadece bu belgeye bakıldığında bile Lozan’ın ne büyük bir kayıp, ne vahim bir hezimet olduğu idrak edilecektir.

    24 Temmuz 1923’te İsmet Bey, Türkiye’yi Londra’ya bağlayan teslimiyet senedini imzalamış ancak millete, bu teslimiyet senedi, Türkiye’nin tapu senedi gibi pazarlanmaya çalışılıyordu. Antlaşmanın yürürlüğe girmesi için TBMM’nin onaylaması gerekiyordu. Lozan Antlaşması 23 Ağustos 1923’te II.TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi.

    Ancak ülkeyi işgalci ülkelere peşkeş çeken Lozan Antlaşması’nın TBMM’de tartışılması,ile 1. MECLİSDE ile devam eden sürecde BU ANLAŞMANIN 1 BİR HİYANET OLDUGUNU SÖYLEYEN TRABZON MEBUSU ALİ ŞÜKRÜ BEY İTTİHATCILARIN DEVAMI ZAMANIN PARELLİ OLAN TETİKCİLER VASITASIYLA ŞEHİT EDİLMİŞ bu süreç de lozanın onaylanması için kız gibi bir meclis oluşturulması için 1. Meclis in dağıtılıp ve askerin terhis edilerek ordu dağıtılmış olduğu İstanbulun muhatab alınmayacak aziyete düşürüldüğü kurdun bulanık havayı sevdiği 200 yıldır dışardan ve içerden HIYANETLERİN DAHİ YIKAMDIGI 3
    KITA 7 İKLİM ASIRLARDIR FERMANLARINA BOYUN EGEN ALEME NİZAM VEREN bir imparatorluğun tasafiyesi için bir ortamın hazırlanarak tecrübeli ….!!!!??? valiler devreye konmuş minare çalınmış kılıfı u

    Yanıtla (7) (1)
  • Fercan Yeşilada / 05 Ekim 2018 07:52

    Bravo mükemmel bir yorum bu yorumun üzerine yorum yapmak bence gereksizdir bu yorumu yapan insanı tebrik ediyorum ALLAH razı olsun

    Yanıtla (1) (0)
  • Nevzat Erbay / 27 Şubat 2018 15:21

    Ne diyelim. O zamanki ilgililer yazmışlar. Biz birşey diyemeyiz. Ama bütün arşivler açılıp ATATÜRK-ALI ŞÜKRÜ BEY VE TOPAL OSMAN OLAYLARI AYDINLANMASI GEREKIR. DIYE DÜŞÜNÜYORUM. YOKSA İÇİMİZ RAHATLAMAYACAKTIR.

    Yanıtla (6) (0)
  • AHMET OSMANOĞLU / 19 Mart 2017 18:40

    Entrikaya Bak... Bize Böyle Bahsetmedi Kemalistler.....

    Yanıtla (7) (2)
  • sekment / 04 Mart 2017 21:19

    Atatürk bir taşla iki düşmanını öldürmüş kendi iktidarını güçlendirmek için azmettirici Atatürk olmasa niye çankayayı bassın.,

    Yanıtla (6) (2)
  • Trabzon Li.. / 21 Şubat 2017 03:38

    Ziya Hurşit Kürtoğlu; Ali Şükrü Bey Le Çok Samimi Dost..Şükrü Bey Atatürk'e Ziya Hurşit Den Sürekli Bahseder..Ziya Hurşit İngiltere De Radyo Mühendisi Dır..Atatürk Türkiye Ye Çağırmasinı İster Vede Çağırır..Şükrü Beyi Çok Sevdiğinden Kıramaz Gelir..Atatürk Le Taniştırır..Ziya Hurşit Lazistan Vekilliğini Tek Şart İle Kabul Eder..Hilafet Esas Alınacaktır...Atatürk Kabul Eder..Tabiki Verilen Sözler Yerine Getirilmez..Aralarında Sürtüşmeler Başlar..Derken Bir Anda Ziya Hurşit Atatürk E Suikast Hazırlığı Yapıyor Diye İzmir Menemen De Ve Yine İlginçtir ki Bu Topal Osman Ağa Tarafından Yakalanıp İdam Edilmiştir..! Ali Şükrü Bey Konuyu Çok İyi Bildiğinden Atatürk Le Sürtüşmeye Başlar..Ve Ali Şükrü Bey İnde İnfaz Emrini Bizzat Topal Osman a Verir..Topal Osman Ataturk Ün Tüm Kirli Işlerini Biliyordur..Tabikide Yaşamasını Istemeyecek..:))))Topal Osman Nin Yanına Da Kar Kalmadı..Ya Av Ol Yada Avcı..Ama Asla Avı Götüren KÖPEK Olma..! Meşhur Osman Ağa Köpek Liği Seçti..Ne Adam Gibi Yaşadı Nede Adam Gibi Öldü...!

    Yanıtla (11) (3)
  • Since1967 / 02 Nisan 2016 13:34

    İşin arkasında Atatürk mü var ya da bir başkası bilemem ama yalanın bu kadarı olmaz be kardeşim.Tarih bu kadar aptallaştırılamaz
    Dedi ki ‘Orasını sorma!’ Hayır, illa söyle dedim ve zorladım. Dedi ki ‘Gazi söyledi!’ İş anlaşıldı.

    Yanıtla (8) (2)
  • A.Yalçın / 11 Mart 2015 19:18

    Ali Şükrü Beyi kesinlikle Topal Osman Ağa öldürmedi.Neden mi.? Anlatılanlara göre Topal Osman Ağa Ali Şükrü Beyi evine davet eder.O da davete icabet ederek Topal Osman Ağanın evine gider.Kahve ikram edilir ve o esnada Topal Osmanın yanındaki muhafızlar Ali Şükrü Beyin boynuna kement atarak onu boğarak öldürürler.Ve naaşını da Çankaya yakınlarında bir köye üzeri görünecek şekilde gömerler.Aradan bir kaç gün geçtikden sonra Ali Şükrü Beyin kayıp olduğu anlaşılır.Hemen hükümet harekete geçer ve katilin Topal Osman Ağa olduğu anlaşılır.!Derhal Topal Osman Ağa ve müfrezesi muhafız Alayınca kuşatılır.Çıkan çatışmada Topal Osman ölü olarak ele geçer.Çetesi etkisiz hale getirilir.
    Bu senaryoyu yazanlar öyle inandırıcı oldular ki aradan geçen 80 yıla rağmen bunun aksi olabileceği kimsenin aklına gelmedi/getirilmedi.
    Her şeyden evvel şunu bilelim ki Topal Osman Ağa mükemmel bir komitacıdır.Tabir yerinde ise feleğin çemberinden geçmiştir.Bir kişiyi öldürmeye karar vermişse onu bu kadar acemice ve deili bırakarak öldürmez.Onun bu kadar amatörce bir cinayet işleyeceğine hiç kimse inanmaz.Peki olay nasıl oldu ve katil kim diye sorarsanız katil bu işten kim karlı çıktıysa odur.Ali Şükrü Bey ile Topal Osman Ağanın ölümünden kimin karlı çıktığını anlamak çok zor değil.Ali Şükrü Bey gibi bir muhalif ortadan kalkınca bakın ne oldu.1.Şehatedinin hemen akabinde M.Kemal Meclisi lağvetti ve seçimlerin yenilenmesi kararlaştırıldı.2.Yapılan seçimlerde 2.gruba mensup mebusların tamamına yakını mebus yaptırılmadı.3.Halk fırkasının tayin ettiği mebuslar meclisde çoğunluğu oluşturarak muhalafet susturulldu.4.Tek parti iktidarına dayanan otoriter/faşist bir rejim kuruldu.
    Şimdi bu işin arka planında kim olduğunu anlamanın zamanı gelmedi mi.?
    Peki tetiği çektiren belli de tetiği çeken kim.? Topal Osman Ağa kesinlikle değil.

    Yanıtla (9) (3)
  • şükrü / 09 Mart 2015 20:55

    Ben bir giresunlu olarak bu yazılanların doğruluğuna inanıyorum ve her giresunlununda bunları bilmesini istiyorum...

    Yanıtla (9) (4)