17 Mayıs 2012 Perşembe

Namık Çınar / Yazar

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ordu’daki profesyonelleşmenin içyüzü

25 Kasım 2011

Düşüncelerinin çoğuna itibar etmiş olduğum Prof. Dr. Eser Karakaş’ın geçen günkü yazısına, ne yazık ki katılamıyorum bu defa. Değerli hoca, Star’daki makalesinde diyordu ki: “Genelkurmay’ın açıklamalarından yola çıkmak suretiyle, 720 binlik bu ordunun, 365’i general, 40 bini subay, 96 bini astsubay, 65 bini de uzman erbaş ve er olmak üzere, 200 binlik profesyonel personelinden giderek, acaba bundan TSK’ın profesyonel orduya geçmeye hazır olduğunu ve hâttâ paralel bir biçimde geçmiş dahi sayılabileceğini çıkarabilir miyiz?

Hayır hocam, çıkaramayız. 465 binlik zorunlu askerine nazaran, şiştikçe şişmiş bulunan bu profesyonel kadrolar, kurumun sadece ve sadece bürokratikleşmiş devasa yapısını temsil eder, o kadar. Gidin bakın bakalım, bu 200 bin personelin acaba kaç tanesi, sabahları postallarını giyip de eğitim ve tatbikat alanlarına çıkıyor; kaç tanesi de kırmızı biyeli pantolonlarının altına iskarpinlerini giyerek askerlik yapıyor?

Bunu anlamak için, nasıl olsa yıl boyunca birkaç günlük aralıklarla, Anıtkabir’in avlusunu akıl almaz mevcutlarla silme doldurarak yapa geldikleri bir tören gününü, tv’nin başına geçip izlemek bile, neredeyse yeterli gelecektir.

Denizi olmayan Ankara’da, karargâhlardaki denizci subay ve astsubayların sayısı, sanki gemilerdekilerden daha fazla gibidir. Üslere gidin, kışlalara gidin; hep karşılaşacağınız manzara, eratın başına koyacak subay ve astsubayın bulanamayıp, eksik personelle çalışılıyor olduğudur.

TSK’nın profesyonelleşmesinin önündeki en büyük engel, ilkin kendi profesyonelleridir.

Gençlik çağlarında iken söylenerek ve sızlanarak yapılıp, bir şekliyle atlatılabilmiş “eğitim alanı askerliği”nden sonra, bürokrasinin göbeğine hızla dalınarak icra edilmekte olan bir askerî kültür geliştirilmiştir. “Cumhuriyet’i korumak ve kollamayı” kazıdığınızda, altında biraz da; “ekmek elden, su gölden” tarzında, verimsiz ve asalak bir hayatın beslendiği bir “saadet zinciri”nin yatmakta olduğu görülür. İster hâlen görevde, ister emekli olsunlar, ulusalcılığın ve Kemalistliğin bayrağını en fazla dalgalandıranların röntgenini çektiğinizde; mesleki hayatları çekirdeksiz üzüm gibi geçmiş olan bu kimselerin, yazın kamplardan, kışın orduevlerinden nasıl da olabildiğince çok yararlananlardan oldukları ve sosyo-kültürel hayatlarını nasıl da sadece bunun üstüne tesis ettikleri arasındaki bağ, bakalım kurulabilecek midir?

Bu kadroları kışlalara dağıtarak sonuç alınacağını ummak da yanlıştır. İçinde bulunduğumuz hâl, borularını dirseklerini ihtiyaca göre yeniden biçimlendirerek kuracağımız bir sobanınkine değil de; daha çok, artık ısınmayan ve maliyetli kazan kapasitesi, eskimiş brülörleri ve çürümüş sıva altı borularıyla, âdetâ eskiyen ve dökülen bir binanın, o günkü esaslara göre yapılmış sabit kalorifer tesisatına benzemektedir.

Profesyonelleşmenin ve optimum ölçeklere inerek rasyonelleşmenin önündeki engeller bununla da kalmayacaktır. Meselâ, bırakın yiyecek-içecek sektöründeki iyileşmeleri ve yemek fabrikalarındaki gelişmeleri; pırasalarını çuvallara toprağıyla tezeğiyle çalakalem doldurarak, kışla mutfaklarına bir yolunu bulup okutabilen müteahhitlerin tekerlerine çomak sokmaktan tutun da; 21 günlük izcilik kampının sonu geldi diye neredeyse ayaklanacak olan Burdur esnafına kadar, daha nice nice kesimlerin, binlerce milyonlarca çıkarlarına turp sıkılacaktır, bu yapılırsa.

Askerler, aslında neden silâhaltında hazır tutulurlar, hiç düşündünüz mü? Eğer muhtemel bir savaşa ânında karşılık verebilecek hazırlıkta değilseler; biz de, gitsinler evlerinde otursunlar, demez miyiz o vakit?

Gerçekte, Genel Savunma Planı’nın ihtiva ettiği “asıl muharebe hattı”ndaki savunma mevzilerine, ya da “taarruz çıkış hattı”na yakın olarak seçilen “toplanma bölgeleri”nde tertiplenilip, sorumluluk sahasının eğitim ve tatbikatlarına yoğunlaşılacak yerde, şirazesinden çıkıp, âdetâ sivil halkı denetim altında tutmak üzere, il il, ilçe ilçe, durağanlığı esas alan kışlalar yaratılmıştır. Hele hele karargâhlar, koca koca kentlerin en merkezdeki meydanlarında, beş yıldızlı otellerle yarışır hâle gelmişlerdir.

TSK’nın, darbeler sürecinde geliştirerek bugünkü noktaya getirdiği ve izlediği “askerî anafikir”, siyasallaşmasının bir neticesi olarak, çağımızın savaşlarına karşı alınacak önlemleri içermekten çok, kendi halkının toplumsal yaşamına ve onun siyasal kurumlarına çekidüzen vermek üzere biçimlenmişliği ve yapılanmışlığı simgeler.

O yüzden, bu ordunun çağın gereklerine göre profesyonelleşmesi isteniyorsa, mevcut yapısının ölçü alınmasından olabildiğince kaçınarak, “Stratejik Savunma Konsepti”ndeki bütün unsurları yeniden tarif edilmelidir. Böylece Teşkilat, Malzeme ve Kadrolarına (TMK) gelinerek; meselâ uçan, yüzen ve özel harp yetisi edinerek sarp dağlara da tırmanan; son model silah sistemleri ve teçhizatlarıyla, ve nitelikli subay astsubay erbaş ve erleriyle, hâttâ başlarındaki kırk yaşını henüz aşmamış generalleriyle, 90 bin kişiden oluşan 30 tane zımba gibi tugayı tahayyül etmek çok mu ütopiktir, gözünüzü seveyim?

Ama siz hükümet olarak, asıl yapılması gerekenleri savsaklayıp, yanlış bir “askere alma sistemi”ndeki yığılmaları, kalkar da paraya tahvil ederek, üstelik reformmuş gibi gösterirseniz; vesayetçiler yarın- öbür gün toparlanıp da canınıza okurlarsa, buna hiç şaşmayacağım, doğrusu.

TARAF

YORUMLAR ( Toplam 1 yorum)
Serkan Erdoğmuş
Nasıl Profosyonel Ordu
21 Mart 2012 Çarşamba 18:02
Namık ÇINAR Ordudaki profosyonelleşme hakkındaki düşüncelerini ifade ederken profosyonel sözcüğünün "işinin ehli" şeklindeki anlamını ele alarak düşüncelerini dile getirmiş. Profosyonel Ordu= işinin ehli ,dinamik ordu şeklinde kabul etmiş. Bu açıdan düşünceleri çok doğru. Ama Profosyonel Ordu kavramının bir de şu boyutu var. Profosyonel Ordu = Askerliği para karşılığı yapan askerlerin oluşturduğu ordu da demektir aynı zamanda. Profosyonel olmayan (paralı askerlerden oluşmayan) ordu nun askerleri askerliği bir vatan görevi ,her türkün karşılık beklemeden ,vatan için yapacağı bir görev olarak düşünür ve yaparlar. Gerektiğinde vatan için canını seve seve feda edeceklerine yemin edeler. Vatan savunması esnasında , en değerli varlığı olan evladını şehit olarak kaybeden acılı anne baba , hayatta karşılaşabileceği en büyük acı karşısında vatan sağolsun deme metanetini gösterir. Buna sıkça hepimiz tanık olmuşuzdur. En büyük "dostumuz ve düşmanımız ABD,Türkiyede askerliğin profosyonelleşmesi yani Namık ÇINAR'ın dediği gibi işinin ehli şeklinde bir Profosyonel Ordu değil de paralı askerlerden oluşan bir profosyonel ordu kurulması için Türkiye Cumhuriyetine empozeler ve baskılar yapmaktadır.Acaba ABD yi Türk Ordusunun profosyonelleşmesi ne bakımdan ilgilendirmektedir. ABD yi şu bakımdan ilgilendirmektedir. ABD ordumuzu kendi emperyalist amaçları için taşeron olarak kullanmak istemektedir. Afganistanda olduğu gibi , kısmen Libya da olduğu gibi ,Suriye de yapmak istediği gibi. Afganistanda geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz 12 askerimizin kaybı üzerine milletimiz Afganistanda askerimizin ne işi var , askerlik görevi vatan savunması görevidir , orada kaybettiğimiz insanlar şehit mi ? demiştir. Kayıpların annesi , babası vatan sağolsun diyememiştir.Kaybettiğimiz askerlerimiz için toplumda ABD ye ve onun buyruklarıyla askerlerimizi oraya yollayanlara öfke doğmuştur. ABD ordumuzu paralı askerlerden oluşan ordu durumuna sokunca Afganistan da, Yarın öbür gün Suriyede askerlerimiz vatan için değil işi için ölmüş olacaklardır.Ana babalar isyan edemeyeceklerdir. ABD nin hesabı bu
KARİKATÜR
PANO


Haksoz haksöz