
Ergenekon Davası’nda Neredeyiz?
Ergenekon Davası özelinde bu konuya ilgi boyutunun önemini, bu ilginin yeterli olup olmadığını ve bir aydır Türkiye gündemini kaplayan ajitatif olayların ve TSK yönetiminin Ergenekon davasıyla irtibatının olup olmadığını tartışmaya açmak istiyoruz.
Ergenekon Davası başladı. Ergenekon İddianamesi'ne bakıldığında etnik çatışma, gasp, kundaklama veya siyasi suikast planı olarak gündeme gelen birçok olayın Ergenekon Çetesi'nin tertibi olduğu anlaşılıyor. En son Altınova ve Adana'da gerçekleşen ve etnik boyuta yöneltilen çatışma da insanda aynı çizginin devam eden provakatif uçları intibaını uyandırıyor. Hele Aktütün Karakolu ile ilgili Taraf gazetesinin gündeme getirdiği iddialar insanı başka komplolar ve çeteler de var mı sorusuna yöneltiyor. Bu süreçte PKK saldırıları karşısında STK yeniden OHAL uygulamasını gündeme getirmeye çalışırken, TSK Başkanı Başbuğ'un tehditkar konuşmaları da Kürt ulusalcılığına yeni bir kan ve direniş azmi aşılıyor. Çatışma ortamı sivil siyasetin aleyhine işlediği halde, Başbakan sivilleşmenin, haber ve düşünce özgürlüğünün yanında değil, hukuka ve muhalif yaklaşımlara tehditler savuran Genel Kurmay Başkanı'nın arkasında duruyor.
Cumhuriyetin kuruluşunda suikastları Meclis'e kadar uzanan çeteler, 12 Eylül ve 28 Şubat Darbeleri öncesi ve sonrasında derin devletin birimleri olarak karşımıza dikildi. Özel Harp Dairesi oldu, Kontrgerilla oldu, JİTEM oldu. İşte Ergenekon Çetesi de resmi ideolojiyi koruma ve kollama iddiası ile hukuksuz ve gayr-i kanuni olarak ortaya çıkan bu katliam ve fitne birimlerinden birisi. Ergenekon Çetesi'nin oluşturduğu tertip ve komploları hatırlatan bir konjönktürde Ergenekon davasına 20 Ekim 2008'de başlandı. Ergenekon gibi çeteler Cumhuriyet kurulduğundan beri batılı paradigmanın emrinde. Bu çizgi birçok insanımıza zulmetti veya katletti. 28 Şubat bataklığını oluşturan infaz ve işkence timleri de bu güruhtan. Ama bu tür çetelerin en büyük mağduru olan İslami kesimdeki bu konuya ilgi, az ve nitelikli bir kesim dışında ya izleme ya da "küfrün hepsi aynıdır" diyerek ilgisizlik şeklinde nüksediyor.
Biz Ergenekon Davası özelinde bu konuya ilgi boyutunun önemini, bu ilginin yeterli olup olmadığını ve bir aydır Türkiye gündemini kaplayan ajitatif olayların ve TSK yönetiminin Ergenekon davasıyla irtibatının olup olmadığını tartışmaya açmak istiyoruz.
