
SABED: “İnancımıza Yönelik Dayatmaları Reddediyoruz!”
Sapanca Bilgi Eğitim Dayanışma Derneği (SABED), önceki ay başlattığı basın açıklamalarının ikincisini Güner Ekici Parkı’nda gerçekleştirdi.
Sapanca Bilgi Eğitim Dayanışma Derneği (SABED), her ayın ilk Cumartesi günü yapacağını duyurduğu basın açıklamalarından, Ocak ayına ait basın açıklamasını Güner Ekici Parkı'nda SABED ve Özgür-Der Sakarya Şubesi üyelerinin ve duyarlı insanların katılımıyla gerçekleştirdi. SABED üyesi Kemal ALPAY'ın okuduğu basın açıklamasında; Gazze'ye yönelik saldırı ve katliam protesto edilirken, Enver Aydemir'e uygulanan işkence ve zorunlu askerlik dayatmasının hukuksuzluğuna, DTP'nin kapatılması ve KCK operasyonlarının keyfiliğine, hayatın her alanını kuşatan militarizme ve hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği asgari ücret artışına tepki gösterildi.
Basın açıklamasında "Tevhid Adalet Özgürlük", "Katil İsrail'in Karşısında, Filistin Halkının Yanındayız" pankartları açan katılımcılar, açıklama boyunca "Kemalizmin Değil, Rabbimizin Kuluyuz", "Enver Aydemir Yalnız Değildir", "Okulda Sokakta Kışlada, Militarist Tahakküme Son", "Filistin'de Vurulan Kardeşin, Ölen Sensin", "Kışla Tipi Eğitime Hayır " vb. dövizler taşıdılar. Açıklamada "Darbeciler Halka Hesap Verecek" ve "Tevhid Adalet Özgürlük" sloganları atıldı.






SABED Ocak ayı Basın Açıklaması Tam Metni
Vicdani Ret; Militarist Kuşatma Ve Asgari Ücret
Üzerinden bir yıl geçmesine rağmen tüm duyarlı insanların yüreklerini burkan Gazze'ye yönelik saldırı ve katliamın izleri ve acıları halen tüm İslam coğrafyasında devam ediyor. En ileri silahlarıyla savunmasız insanların üzerine bomba yağdıran katil İsrail'e karşı Gazzenin ve onurun sesi olmaya çalışan başta Özgür-Der olmak üzere Ankara'lı, Van'lı, Antalya'lı, Alanya'lı ve Bursa'lı kardeşlerimizin göstermiş oldukları eylemleri tebrik ediyor Rabbimizin kendilerinden razı olmasını diliyoruz. Yine aynı şekilde "Gazze'ye Yolaçık" konvoyuna katılan destek veren yüreklerini koyan arkadaşlara da Rabbimizin yardımcı olmasını ve onların yollarını açmasını diliyoruz. Gazze'ye yönelik ambargo ve boykotun kırılması için tüm Müslümanlar sorumluluk almalı ve Gazze'li kardeşlerinin yardımına koşmalıdır.
Daha önceki açıklamamızı yaptığımız 6 Aralık'tan bu yana ülke gündemi yine çok yoğun bir şekilde devam ediyor. Hükümetin başlattığı açılım hamlesi ile birlikte geçtiğimiz aya damgasını vuran olaylar;
Anayasa Mahkemesince hukuksuz bir şekilde kapatılan DTP'den sonra bu siyasi iradenin faaliyetlerini BDP çatısı altında sürdüreceklerini ilan etmeleri; şehir yapılanması operasyonu olarak halkın oylarıyla seçilen eski DTP'li 7 Belediye başkanı başta olmak üzere onlarca kişinin KCK operasyonu kapsamında gözaltına alınarak bir kısmının tutuklanmaları toplumun vicdanında yara açtı ve insanların apar topar hukuksuz bir şekilde toplanması tepki topladı.
Genelkurmay başkanı Başbuğ'un Trabzon'da Oruç Reis gemisinin güvertesinden tüm ülkeyi hizaya çekmeye çalışan talihsiz konuşması darbe ve darbe yandaşları hariç ülkedeki tüm kesimlerin tepkisini çekti. Başbuğ açıkça yargıya ve medyaya fırça çekmeye çalıştığı konuşmasını bir savaş gemisinden yapmasının ne anlama geldiğinin iyi anlaşılması gerektiğini vurgularken acaba tüm bir ülkeye savaş açabileceğini mi ima etmeye çalıştı?
Başbakan Yardımcısı Bülent ARINÇ'a suikast iddiasıyla yakalanan biri binbaşı ve biri albay rütbeli iki askerin ardından eski ismi Özel Kuvvetler ya da Kontrgerilla olan Seferberlik Tetkik Kurulu'na sivil hakimlerin arama yapmak üzere girip günlerce aramalarını sürdürmeleri yine ülkedeki hemen hemen tüm kesimler tarafından destek gördü ve karanlıkta kalan ne varsa ortaya çıkarılsın noktasında birleşti. Yine bu esnada arama yapan hakimi takip eden içinde asker olan bir aracın suçüstü yakalanması da askerin ne denli panik içinde olduğunu da ispatlamış oldu. Yıllardır her istediğini keyfi bir tutumla yapan ve hiçbir ölçü ve hukuk tanımayan vesayete dayalı militarist yapının en can alıcı birimlerine sivil yargının girebilmiş olması baskıcı yasakçı ve darbeci yapının deşifre olması açısından bir dönüm noktası niteliği taşımaktadır.
Yine Antalya'da Noel Baba Barış Konseyi tarafından düzenlenen Antalya Kültür Merkezinde yapılan bir panelde konuşan Muazez İlmiye Çığ'ın başörtülülere hakaret eden açıklamaları ile çirkin benzetmeleri resmi ideolojinin başörtüsü ve başörtülere bakışını da ele veren ipuçları içermesi açısından önemlidir. Biz bu bayana kullandığı ifadeleri aynen iade etmek yerine aklını başına almasını başörtüsünün iffetin ve onurun bir simgesi olduğunu hatırlatmak istiyoruz.
Hükümetin 2010 yılı için belirlediği ve halkın insanca yaşamasını imkânsız kılan ve hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği asgari ücretin 577 TL gibi insafsız ve merhametsiz bir seviyede kalması ve yine Hükümetin paşaların hiçbir harcamasına ses çıkartamaması fakat iş Tekel işçilerine ve TCDD çalışanlarına ve asgari ücretlilere gelince aslan kesilmesi de siyasi iradenin yaşadığı teslimiyetçi ve tavizkar politikaların acı bir sonucu olarak karşımızdadır. Hükümetin herhangi bir üyesi 577 lira ile acaba kaç gün geçimini sağlayabilir. Çocuklarına süt alabilmek için bir marketten para çalan ve kimse şikâyetçi olmadığı halde hapis cezasına çarptırılan İlhan Cambazgil'i değil insanları bu duruma düşüren Hükümetin ekonomik politikalarını müebbete mahkum etmek gerekir.
Ve son olarak İslami kimliğinin bir göstergesi olarak askerlik yapmayı reddeden Enver Aydemir'e yapılan işkence ile zorunlu askerlik dayatmasına değinmek istiyoruz. Tamamen inancı gereği askerlik görevini reddeden Enver Aydemir'i sahip çıkmak gerekmektedir. Enver Aydemir'in suçu nedir? İnancının gereği olarak almış olduğu bu karardan niçin rahatsızlık duyulmaktadır. Vicdani ret adı üzerinde insanın vicdanı ile kendisi arasında bir durumdur. Türkiye'deki egemen laik pozitivist batıcı kapitalist ve Kemalist sistem insanları kedi anlayışına uygun bir kimliğe uydurmak için baskı ve dayatmaları öncelemektedir. Askerlik yapıp yapmamak önce insanlara sorulmalıdır. Zorunlu askerlik uygulaması çağdışıdır. Bütün bir toplum için önemli bir sorun teşkil etmektedir. Tüm vatandaşlar zorunlu askerlik sürecinde devletin kimliksizleştirme ve kişiliksizleştirme operasyonuna maruz kalmakta; saç tıraşından üniformaya, aşırı disiplinden resmi ideolojik doktrinasyona kadar türlü araçlarla devletin güç gösterisine maruz kalmaktadırlar.
Bizler inancımıza yönelik her türlü baskı ve dayatmayı reddediyoruz. İnancımıza, kimliğimize, değerlerimize karşı yapılan hiçbir saldırı karşılıksız kalmaz.
Hardal tanesine kadar herkesin hesaba çekileceği o gün, tüm insanlar için zorlu olacaktır. Ancak baskıcılar, yasakçılar, dayatmacılar, özgürlük düşmanları ve Kemalistler için çok daha zorlu olacaktır.
Önümüzdeki ay 6 Şubat 2010 Cumartesi günü aynı saatte yine burada buluşmak dileğiyle herkesi yine Allah'ın selamı ile selamlıyoruz.
