17 Mayıs 2012 Perşembe
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mısır’da Selefiler ve Sufiler “Nikab”ı Tartışıyor
30 Kasım 2011 Çarşamba 13:24

Mısır’da Selefiler ve Sufiler “Nikab”ı Tartışıyor

Amani Macid, Mısır’da Selefiler ve Sufileri karşı karşıya getiren bir tartışmayı yazdı. Yazıyı Haksöz-Haber için Meryem Özdemir çevirdi.

Mısır’da seçim arifesinde şiddetlenen “nikab” (kadınların yüzünü tamamen örten kıyafet) tartışması el-Ahram’a konu oldu. Mısır’da yayınlanan haftalık Ahram dergisi yazarı Amani Macid’in yazısını arkadaşımız Meryem Özdemir, Haksöz-Haber için çevirdi:

Mısır’da Selefiler ve Sufiler Karşı Karşıya

Amani Macid / Ahram Weekly / 3-9 Kasım 2011

Tarih, Selefilerin Sufilere yönelik düşmanlıklarıyla dolu. Fakat bugünlerdeki tartışma bütün sınırları aşmış durumda. Şimdilerde yaşanan tartışma, çok sayıda taraftarı kontrol eden iki dinî lideri de içine aldı. Bir yanda kendisini Sünnet’in savunucusu ilan eden Selefi Şeyh Ebu İshak el-Huveyni yer alırken diğer tarafta Mısır’ın büyük müftüsü Ali Cuma bulunuyor.

Kriz öyle bir noktaya ulaştı ki el-Ezher Rektörü Ahmed et-Tayyib, uzlaşı sağlamak için ünlü hatip Şeyh Muhammed Hasan ve Müftü ile bir araya geldi. Aynı zamanda Ömer Mekrem Camii hatibi Şeyh Mazhar Şahin de başkan adaylarını söz konusu tartışma için bir arabuluculuk komitesi oluşturmaya çağırdı. Fakat ne ile sonuçlanacağı henüz belli olmayan bütün bu arabuluculuk çabaları şimdilik Kurban Bayramı tatili ve hac mevsimi sonrasına ertelendi.

Tartışma, Müftü’nün nikab’ı (Selefiler tarafından desteklenen kadınların yüzünü tamamen örten kıyafet) bir bidat İslam’ın akidesine aykırı bir yenilik olarak tanımlamasıyla başladı. Müftü buna ek olarak, Washington Post’taki bir makalede Mısır’ın çeşitli yerlerinde yaşanan ve Selefilerin teşvik ettiği düşünülen türbe saldırılarının İslam’ı, aklı ve insani ilkeleri ihlal ettiğini dile getirdi.

Buna karşılık Selefiler, Müftü Cuma’ya karşı karalama kampanyası başlattı. Çok sayıda Selefinin bulunduğu Port Said şehrindeki er-Rahmet Camii’nde Cuma hutbesini verirken, bir grup sakallı genç, Müftü’ye “eski rejimin kalıntısı” diye seslenerek hutbeyi yarıda bıraktırdı. Bu yaşananlar üzerine Müftü, “Hz. Peygamber (s) fitne ve fitne çıkaranlar, Allah’ın adıyla aldatanlar ve bilmeden cahilce konuşanlar hakkında bizleri uyarmıştır.” diye cevap verdi.

Müftü’nün cevabı Selefileri daha da hiddetlendirdi. Şeyh Halid Abdullah, Selefilerin uydu kanallarının birinde yaptığı programının bir bölümünü Müftü Cuma hakkındaki “gerçekleri ifşa etme”ye ayırdı. Şeyh el-Huveyni de bir başka Selefi kanalında Müftü hakkında sözlü saldırıda bulundu: “Müftü fetta çorbası (Mısır’a özgü geleneksel bir çorba) gibi; çorbanın içine atılan ekmek kırıntıları gibi paramparça bir ilme sahip. Entelektüel açıdan ise bir ölü. İslam hukukunun ilkeleri hakkındaki ehliyetini sorgulayan yalnızca bizler değiliz. Üniversitedeki meslektaşlarına sorun; ilminin, inancının ve ahlakının derinliğini onlar size anlatır.

Beklendiği üzere Ali Cuma, şahsına yönelik bu ağır sözler sebebiyle Huveyni’ye karşı bir hakaret davası açtı. Bir delta şehri olan Kafr el-Şeyh’de yapılan duruşma günü, ülkenin dört bir yanından gelen Selefiler, “Sünnet’in Muhafızı” lakabını taktıkları Huveyni’ye destek gösterisinde bulunmak için mahkemenin önünde toplandılar. Göstericiler, “Tek kişilik bir ordu!”, “Canımız sana feda olsun ey Ebu İshak!”, “Cuma artık gitsin!” yazılı dövizler taşıdı. Müftü aleyhinde konuşmak için Selefi liderlerin sırayla yer aldığı bir platform kuruldu. Ayrıca göstericiler, Cuma görevden ayrılana kadar Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi’nin Kahire’deki genel merkezi önünde oturma eylemi yapacakları tehdidinde bulundular. Buna ilaveten görevden azlini talep eden bir dilekçe için bir milyon imza toplayacaklarını söylediler.

Aynı anda, nikab giyen kadınlar, hem Müftü Cuma’nın hem de Ezher rektörünün görevden alınması çağrısında bulunmak için el-Ezher rektörlüğü önünde toplandı. Protestocular, ayrıca, sınav salonlarında nikab’ın yasaklanmasını destekleyen fetvanın geri çekilmesini istediler. Söz konusu fetvada nikab bir gelenek olarak tanımlanıyor. Göstericiler nikab hakkındaki bu ifadenin değiştirilerek bir ibadet biçimi olarak tanımlanmasını talep etti. Kadınlar ellerinde yüz örtülerini asla kaldırmayacaklarına dair yemin içeren pankartlar taşıdı. Bu pankartlardan birinde “Fransa’da mı yaşıyoruz?” sorusu yer alıyordu. Bir diğerinde ise tarihte Nicolas Sarkozy ve Kemal Atatürk’ten başka nikab’ı kimsenin yasaklamadığını, yeniden İslam’ın kalesi olması beklenirken, el-Ezher’in üçüncü yasakçı mı olacağı ifadeleri yer almaktaydı.

Cuma ve el-Huveyni arasındaki bu çatışma, kişiliklerinden veya nikab meselesinden çok daha derine uzanıyor. El-Ezher Üniversitesi’nde ilahiyat profesörü olan Salah el-Adli, bunun metodolojik ve ideolojik bir çatışma olduğunu söyledi. Şeyh Cuma, hem Arap dünyasındaki Müslümanların hem de Ezher âlimlerinin çoğunun mensubu bulunduğu Eşari mezhebini temsil ediyor. Asya’daki Müslümanlar arasında hâkim olan Eşari ve Maturidi mezhepleri Hanefi fıkıh ekolüyle irtibatlılar ve bu ekol üzerinde yoğunlaşmaktalar. Buna karşın Selefiler ise İbn Teymiyye ve Muhammed ibn Abdulvahhab kanalıyla Ahmed ibn Hanbel’e dayanan fıkıh ekolüne bağlıdırlar. Selefiler, Eşari ve Maturidi mezheplerini, gerçek manada Sünneti esas alan fıkıh ve kelam ekolleri olarak görmezler.

Ezher’in önceki rektörü Abdulfettah eş-Şeyh, Selefileri, meseleyi kişiselleştirmekle eleştirdi ve “Ali Cuma, Selefi-Vahhabi yaklaşımına yönelik yaptığı eleştiride Sufilere duyduğu sempatiyi göstermekle hata etti. Fakat Şeyh Huveyni ve diğer bazı Selefi lider de, Müftü’ye saldırmakla, şahsına ve konumuna yönelik iftira ve karalamalarda bulunmakla yanlış yaptılar. Ayrıca Müftü’nün görevden azlini isteyen gösteriler ve protestolarla yasal sürece önceden müdahale etmekle aynı ölçüde hata yaptılar.” dedi.

İslami hareketler konusunda uzman olan Ammar Ali Hasan da yaşanan bu karşılıklı cepheleşmenin esas itibariyle Vahhabi Selefilik ile yüzyıllardır Ezher’e hâkim olan Eşari mezhebi arasındaki çatışmanın bir tezahürü olduğu konusunda aynı kanaate sahip.

Bir tarafta Müftü Ali Cuma’nın arkasında toplanan ve Selefiliğin yaygınlaşmasından endişe duyanlar ile diğer tarafta Huveyni’nin yanında yer alan Selefiler arasında gittikçe artan kutuplaşmanın işaretleri çoktandır kendini hissettiriyordu. Zaten bir hayli kırılgan olan Mısır’daki mevcut siyasi zemine bu çatışmanın da eklenmesi çok tehlikeli bir gidişata işaret ediyor.

---

Çeviri: Meryem Özdemir / Haksöz-Haber

 

YORUMLAR ( Toplam 4 yorum)
bazullah kaptahori
istanbul'un fethinden önceki hristiyanlara benziyorlar...
30 Kasım 2011 Çarşamba 22:01
müslümanlar bu kadar ahmak olmamalı. hz ali'nin dediği gibi feraset sahibi olmalı.
ebu safvan
maksat üzüm yemek degil
30 Kasım 2011 Çarşamba 21:40
maksatüzüm yemek degil bagciyi dövmek ortayi bulandirmak müslümani bir birine düsürmek yoksa selefiler gibi sufiler de nikab hak diyorlar hatta bu zamanda farz diyorlar yani bu kavga düzmece
A.SELMAN KAYA
İBRETLİK !
30 Kasım 2011 Çarşamba 18:45
Bu haber Türkiye'de de bazı müslüman çevrelerin kaynak olarak beslendiği, islam düşünce ekollerinden biri olan selefiliğin yaşadığımız şu zaman diliminde nasıl bir hale evrildiğini gösteren önemli bir örnektir.
Geçenlerde günümüz selefiliğinin mısır kanadının, Mısırda kadınlara ve hristiyanlara oy kullanma hakkı tanınmaması için de kazan kaldırdıkları yazıldı. Bu Ekolun, en belirgin iki özelliği var. Birincisi hiç bir hukuka tabi olmayan sınırsız şiddet, ikincisi, en büyük, en önemli, en öncelikli düşman olarak, kendi ifadeleri ile '' Rafiziliği'' görmeleri.
Bütün islam dünyasında '' Rafizi '' düşmanlığını temel akide olarak asli mesele edindiklerini yakinen, konferans ve seminerlerinde, ders halkalarında, gözlemlemiş bir insanım. Bilemiyorum; moderatör bu yazacağım cümleden ötürü yorumu çöpe atmazsa, ne yazık ki, sıcak cephelerde islam düşmanları ile savaşan samimi bir çok müslüman bu anlayışın kuşatması altında.. Ve ne yazik ki Suriye muhalefetinin silahlı grubu'da aynı anlayışa sahip müslümanlardan oluşuyor.
Bu zamane selefiliğinin uzun vadede islama ciddi zarar verdikleri, halka (İşbirlikçi)reva gördükleri hukusuz, sınırsız, oldukça vahşi öldürme, kesme, doğrama gibi eylemlerin, halkı tam olarak islamdan değil ama siyasal islamcılıktan kopardığı, yönetim noktasında laik ideolojilere ittiği, ceyazir deneyiminden bilinmektedir. Aynı tehlike ırak'ta da sözkonusu. Irak halkı mezhep merkezli sınır tanımaz vahşilikte devam eden elkaide eylemlerinden ötürü giderek, laik bir yönetim dışında şii-sünni, birlikte yaşama şanslarının olamayacağı inancınana sürükleniyor. Bazı gözlemciler, bu anlayışın çeçen cihadını halktan kopardığını, Rus kuklası Kadirov'u ilkel, vahşi, insanlık dışı bir eylem sistematiği güden dışarıdan gelen selefi arap savaşçılara tercih eder noktaya sürüklediğini ifade etmektedirler.
Bu haber mısır'da bir ayrıntı olarak görülmemelidir aksine, islam dünyasına, uğradığı işgal ve zulümlerden çektiği acılar kadar içerden acılar yaşatmaya gebe bir sorun olarak ciddiye alınmalıdır diye düşünüyorum.
volkan
yazik
30 Kasım 2011 Çarşamba 15:56
Be mübarekler su meseleye bir cözüm bulunamadi.nedir alip veremediginiz bu kadar düsman varken,teferruat denilebilecek meselelerde bile cephelesiyorsunuz!kahramanligi,imamligi,mücahidligi birbirinize degil islam düsmanlarina yapin
KARİKATÜR
PANO


Haksoz haksöz