1. YAZARLAR

  2. MEHMET ALİ ASLAN

  3. Devrimin Susturulamayan Sesi: Abdulbasit Sarut
MEHMET ALİ ASLAN

MEHMET ALİ ASLAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Devrimin Susturulamayan Sesi: Abdulbasit Sarut

24 Aralık 2012 Pazartesi 16:38A+A-


“Kan döktükçe zayıflıyorlar.
Biz ise Rabbimiz için ölümü göze aldık.
Zillete asla boyun eğmeyeceğiz!”
(A. Sarut)

İlk kıvılcımı Dera’da tutuşan Suriye kıyamı 21 aydır sürüyor. Tarihimizde, kıyamı bastırmaya çalışan Suriye rejiminin hiçbir sınır tanımayan vahşiliğine rağmen bir gün dahi ara verilmeden bu kadar uzun süren bir direnişe rastlanmamıştır. 50 bine yakın şehidi, birçoğu hayatına normal bir şekilde devam edemeyecek on binlerce yaralısı, kayıpları, yarım milyonu aşan mültecisi, işkenceleri, tecavüzleri, harabeye çevrilen şehirleriyle Suriye’de yaşanan devrim süreci eşine zor rastlanır bir mahiyet arz ediyor.

Kolay değil; kıyılan onca çocuğa, kanatılan bebelere, yetim bırakılanlara, bütün ailesi boğazlananlara rağmen bir direnişi bu kadar uzun bir süre taşımak. Kolay değil; gözü dönmüş, barbarlıkta rakip tanımaz çetelere karşı eldeki kıt imkânlarla bir mücadeleyi göğüslemek. Zordur açlığa, soğuğa, yoksunluğa karşı savaşım vermek.

Suriye halkı bunu başardı. 21 aydır aralıksız süren katliamlara, bombardımana, baskınlara, tutuklamalara rağmen 21 ay boyunca kesintisiz bir direniş sergiledi. Yaşanan tablo göz önüne alındığında şimdiye kadar çoktan halk, “Bu felaketler, acılar sizin yüzünüzden başımıza geldi. Olmuyor, bu zalimleri devirmek çok zor!” deyip direnişçilere “yeter” demeliydi. “Bırakın artık bu silahı, teslim olalım, daha fazla çocuğumuz ölmesin!” diyerek Özgür Ordu savaşçılarını, direniş tugaylarını suçlamaya başlamalıydı. Ama hayır! Bu halk, bizzat direnişin içinde yer aldı, silahlanan evlatlarını bağrına bastı, onları kurtuluşun yegâne temsilcisi olarak gördü.

Bu süreçte sahabe hayatından tabloları anımsatan o kadar çok örneklikler yaşandı ki. Bir zamanlar miskinlikle suçlanıp tu kaka edilen Suriye halkı, ortaya koyduğu eşsiz cesareti, adanmışlığı ve fedakârlığıyla artık imrenilen, gıpta edilen, gurur duyulan bir halk oldu. Evet, yalnız bırakıldı ve hatta yazdığı bu destana rağmen “ümmet”in bir kısmı tarafından arkadan bıçaklandı ama Allah’a olan güveni sayesinde müminlerin ve insanlığın kalbinde büyük bir zafer kazandı.

Bu süreçte öne çıkan isimler oldu. Suriye kıyamı öyle kahramanlar doğurdu ki, onları tanımanın şerefine nail olmayı Rabbimizden dilemek hiç abartı olmayacaktır. Belki birçoğunun ismini dahi duymak mümkün olmayacak, birçoğu zaten şehit düştü ancak bu kahramanların yaşanan süreçteki çabalarının bir halkı devrime katma başarısıyla neticelendiğine tanıklık ediyoruz. Bu kahramanları bazen Cuma eylemlerinde kitlelere verdikleri coşku ya da eylemlerde muazzam disiplinin sağlanmasındaki rolleri ile görürüz; bazen de saldırı anlarını ve çatışmaları ellerindeki basit kayıt cihazlarıyla dünyaya taşımadaki cevvaliyetlerini sergilerken. Bazen yaralıları tedavi etmedeki azimleri ile karşımıza çıkarlar, kimi zaman halkı motive eden özgürlük şarkılarıyla. Gerçek bir imam olma adanmışlığını onlarda gördüğümüz gibi bazen de ellerinde silahları Baas çetelerine karşı halkı savunma esnasında çıkarlar karşımıza.

Onlardan biri olarak İbrahim Kaşuş’u unutmak elbette mümkün değil. Hama’da kitleleri ayağa kaldıran alaycı şarkıları boğazının kesilerek şehit edilmesine yol açtı ama en çok sevilen “Yalla İrhal Ya Başşar” şarkısı sadece Suriye’de değil, tüm dünyada adeta bir devrim şarkısı haline geldi.

Dr. Muhammed’i hatırlamayanımız yoktur. Hani şu Humus’un harabeye çevrilen Baba Amr ve Halidiye semtlerinden tüm dünya Müslümanlarına seslenen doktoru. Önüne gelen onlarca yaralıya hastaneye çevrilmiş derme çatma bir odada, ilaç ve teknik gereçlerden yoksun bir şekilde müdahale ederken bir yandan da sesi kısılıncaya kadar gözyaşları içinde bize seslenen doktor... Kısa sürede çok sayıda kol-bacak kesmek zorunda kalan Dr. Muhammed halen yaşıyor mu bilmiyoruz ama içinde bulunmuş olduğu psikolojiyi yansıtan kısık sesi hâlâ kulaklarımızda çınlıyor.

Halid Ebu Salah da onun gibi bir doktordu. Kucağında can veren çocuklar, bebeklerle tanıdık onu. Humus’taki birçok saldırı sonrasında verdiği demeçlerle dünya Suriye’de neler yaşandığını öğreniyordu. Humus’taki yerel devrim konseyinin temsilcisi olarak Türkiye’ye geldiğinde aldığı yaralardan ötürü ameliyat da olmuştu. Kendisini Beyazıt’ta Özgür-Der’in eyleminde konuşurken dinlemiş, direnişçilerin selamını almıştık.

Humus’u Baas ordusundan koruyan genç teğmen Abdurrezzak Talas’ın namı da kısa sürede tüm Suriye’ye yayılacaktı. Artık onu hep elinde silahı, halkın içinde, omuzlarda taşınırken görecektik.

Milli Takım Kaleciliğinden Devrimciliğe

Ve Abdulbasit Sarut… İngilizce transkripsiyon ile Abdelbasset Saroot… Suriye devriminin susmayan ve susturulamayan sesi o… Bir zamanlar İbrahim Kaşuş’un Hama’da icra ettiği misyonu Humus’ta sergileyen kahraman… Sadece Humus’ta mı, Suriye’nin sesi oldu Sarut. Belki birçoğumuz ismini duymamışızdır ama onun sesini duymayan, bilmeyen yoktur. Literatürümüze “komplocuların ezberini bozan görüntü” diye giren o meşhur videodaki sloganları attıran cengâverin ta kendisi. Hatırlayalım: Sarut’un “İçinizde Obama’dan, Sarkozy’den, Erdoğan’dan, herhangi bir şahıstan ya da meclisten veya Arap Ligi’nden zafer/yardım bekleyeniniz var mı?” sorusuna kitle hep bir ağızdan “Hayır!” diyor ve “Zafer Allah’tandır!” dedikten sonra hep bir ağızdan Nasr Suresi’ni okuyordu.

abdelbasset-saroot-sarout_abdulbasit-sarut_suriye-syria03.jpg

Abdulbasit Sarut, en çok Humus’taki eylemleri yönetirken karşımıza çıkıyor. O güçlü sesiyle binlerce kişiye verdiği coşkunun içinde olmak şöyle dursun izlemek dahi o kadar etkileyici ki. Kimi zaman yanında bir kız çocuğu, bazen kucağında bebek ile attırdığı sloganlarla Suriye direnişinin İslami kimliğini öyle net vurgular ki, adeta kirli odakların dezenformasyon çabaları ve ithamları kulağına gitmiş de onlara cevap verdiğini hissedersiniz.

Sarut, sadece slogan attırıp eylem yönetmiyor. Çokça şarkı söylüyor. Arapların aşina olduğu müziklere yazdığı devrimci sözler, Esed rejiminin uçaklarından, bombalarından, tanklarından çok daha güçlüdür. Suriye halkı o şarkılarla direniyor, o şarkılarla yürüyor, o şarkılarla şehitlerini uğurluyor. Sarut, kimi zaman elinde mikrofon bir şehit cenazesinde marşlar söylüyor, topluluğa halay çektiriyor. Bazen bir evde silahlı direnişçilerle toplanmış birlikte şarkılar söylüyor, onları motive ediyor. Şehit düşen Suriyeliler için yazdığı sözler çok kısa sürede tüm Suriye’de ezberleniyor. Onun söylediği şarkılara yapılan onlarca klip için ismini Youtube’a Abdelbasset Saroot şeklinde yazmak yeterli.

Sarut, gerçekte bir ses sanatçısı değildir. Sesinin gücüne karşın niteliğinin iyi olduğu da söylenemez. Ama öyle yürekten, öyle coşkun okur ki, Suriye sokaklarını, devrimi bizzat içinizde yaşarsınız. O, sokağın en güçlü sesidir.

abdelbasset-saroot-sarout_abdulbasit-sarut_suriye-syria02.jpg

Sarut, devrim süreci başlamadan bir futbolcuydu. Suriye (23 yaş altı) milli takımının kalecisiydi. Kardeşi Baas güçlerince şehit edildi. Kendisini devrime adadığında henüz 19 yaşındaydı. Eski mesleği nedeniyle rejimin öncelikli hedefleri arasındaydı. Buna rağmen sürekli meydanlarda, kürsüde olmayı sürdürdü. Birkaç kez ciddi şekilde yaralandı. Bazen tedavisi günlerce/haftalarca sürdü. İyileşti, koltuk değneklerine yaslanarak yine meydanlara çıktı, slogan attı, şarkı söyledi. En son geçtiğimiz ay içinde yine yaralandı. Yarasının verdiği acıyla şöyle bağırıyordu: “Humus’ta kuşatma altında mahsur kalan aileleri kurtarın!” Canı yanarken dahi çocukları, kadınları, yaşlıları düşünüyor; bu zulme karşı harekete geçmek için Müslümanlara sesleniyordu.

Sarut, daha devrim sürecinin başında muhaliflerin tarafında yer aldığı için takımdan atıldı.  Rejim tarafından bir Selefi devleti kurma gayreti içinde olmakla itham edildi ve başına 2 Milyon Suriye Lirası ödül kondu. Sarut, esprili kişiliğiyle rejimin bu iddialarıyla hep dalga geçti. Humus’un yok edilen altyapısının yol açtığı sellere karşı kanalizasyon ıslah çalışması yaparken, sultanların Selefi devlet kurmak için kendisine gönderdiği “dış yardım” diyerek elindeki birkaç kuruşu gösteriyordu.

1 Ocak 1992 doğumlu olan Sarut, sürekli gülümseyen yüzüyle Humus halkının sembolü oldu. Gençler onu gördüğünde “Allah seni korusun Abdulbasit!” sloganı atarken; çocuklar da “Sevgilimiz Abdulbasit” diye tempo tutuyorlar. Rejimin yok etmek istediği isimlerin başında geldiği için sürekli yer değiştiren Sarut, Özgür Suriye Ordusunun kontrolü sağladığı bölgelerde bir yandan protesto organizasyonlarına devam ederken öte yandan omzunda silahıyla Baas çetelerine karşı askerî bir direniş içinde yer alır. Demeçlerinde “şehadet” olgusuna sık vurgu yapar. Zillet altında yaşamaktansa Allah yolunda ölümü göze aldığını ifade eden Sarut, kendisine görmek nasip olmasa bile zafere olan inancını ortaya koyar. “Beşşar Esed’le görüşme imkânın olsaydı, ona neler söylemek isterdin?” sorusuna “Onunla asla görüşmezdim. Onunla hangi amaçla olursa olsun görüşmeyi zillet kabul ediyorum. Biz halkının katili olan bu adamın idamını istiyoruz.” şeklinde cevap veren Sarut, “din âlimleri” Hassun ve el-Buti’yi de rejime yağdanlık yapmakla niteler.

Kendisiyle yapılan çok sayıda röportaja internetten ulaşmak mümkün. Milli kaleci olması hasebiyle yabancı medyanın da ilgi odağı olan Sarut, verdiği demeçlerde, futbol kariyeri dolayısıyla dünyada her yere özgürce gidebildiğini söylüyor. Fakat ona göre özgürlük bu değil. Özgürlük düşünceyi ve fikir beyan etmeyi de kapsar. Suriye’de 40 yılı aşkın süren despotik rejimin tahammül edilemez bir noktaya geldiğine dikkat çeken Sarut, “Öyle bir rejim yarattılar ki oğul, annesiyle konuşamaz hale geldi.” diyerek Suriye’deki rejimin baskıcı karakterini oldukça güzel bir şekilde tasvir eder.

abdelbasset-saroot-sarout_abdulbasit-sarut_suriye-syria01.jpg

Mütevazı kişiliğinin sonucu olarak kendinden bahsetmeyi pek sevmeyen Sarut, “Kardeşimi kaybettim ama on binlerce insanın katledildiği gerçekliği içinde bunu ifade etmenin dahi önemi azalıyor. Katledilenlerin, gözaltında kaybedilenlerin hepsi kardeşimdir. Her aileden bir kayıp vardır; bu bizim için onurdur.” şeklinde konuşurken yaşına oranla olgun bir mücadele insanı karakteri çizer.

Sarut’un dikkat çeken bir diğer özelliği de birleştirici kişiliğidir. Kendisiyle özdeşleşen “Ya Allah Menna Ğayrak Ya Allah!” nidası Suriye’de bir gerçeğe tekabül etmektedir. Baas diktasına karşı yalnız bırakılan Suriye halkını hep birlikte mücadele etmeye çağırır. Israrla tek yardımcılarının Allah olduğunu her ortamda vurgular. Kimi zaman bütün topluluğa kelime-i şahadet getirtirken arkasından Hz. İsa’nın da Allah’ın nebisi olduğunu hatırlatarak Hıristiyanların da bu devrimde yer alması gerektiğine dikkat çeker. Aleviler içinden devrime destek verenleri kürsüde konuşturarak Suriye kıyamının mezhebî bir karakter taşımadığının altını çizer.

Sanatın sokağa yansıyan yüzü Sarut, Suriye devriminin çığlığıdır. Bu çığlık, susanlara inat bir zafer muştusudur. Rabbimiz onu korusun. Bizleri de kendisinin ve tüm Suriye halkının yaralarını sarma çabasında olanlardan eylesin. Özgür Suriye’de özgür şarkıları onun özgürleştiren sesinden dinlemeyi nasip etsin.
 

Haydi kaldırın ellerinizi ve hep birlikte haykırın: La İlahe İllallah:
 
 
Humus'ta bir şehit Sarut'un seslendirdiği şarkıyla, kadınların zılgıtlarıyla uğurlanıyor:
 
 
Humus'a bombaların etkisiyle binalardan dumanlar yükselirken Abdulbasit Sarut, protesto için toplanan halka böyle hitap ediyor:
 
 
Abdurrezzak Talas'ın da aralarında olduğu direnişçilerin toplandığı evde Sarut şarkı söylüyor:
 
 
Senden başka kimsemiz yok ey Allah'ım! Zaferini yakınlaştır:
 
 
El-Cezire'nin Sarut hakkındaki haberi:
 
 
VE Komplocuların ezberini bozan görüntü... Mikrofonun başında yine Sarut var:
 
 

YAZIYA YORUM KAT

16 Yorum
  • Scgh / 09 Haziran 2019 03:16

    Hasret kafesindeki düşüncelerim,
    Yürüyün kardeşim diyarına...
    Ümit yellerim ve sevda güvercinim,
    Neyler şehidim inci tahtında?
    Söyleyin ona kardeşin özler seni,
    Konuğu oldun düşlerimin.
    İkram edermiş sana hasretlerini,
    Billuru oldun gözlerimin.

    “Ah!” diyor deyin;
    “Ah ben de olabilsem, şimdi kardeşimin yanında”
    Sarılsam ona ve yüzüm sürüversem,
    Komşu olsam inci tahtına.

    Söyleyin ona kardeşin özler seni,
    Konuğu oldun düşlerimin...
    İkram edermiş sana hasretlerini,
    Billuru oldun gözlerimin...

    Yanıtla (0) (0)
  • Scgh / 09 Haziran 2019 03:12

    Allah Abdulbasit’in şehadetini kabul etsin. Bizlere de şehadet şerbetini nasip etsin. Ebedi hayatta en başta Rasulullah efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve tüm diğer mümin kardeşlerimizle buluştursun.
    Bizleri de en sevdiklerin arasına kat Ya Rab!
    Amin...

    Yanıtla (1) (0)
  • Çerkez Ethem / 08 Haziran 2019 22:11

    Allah hepsine gani gani rahmet etsin mekanları cennet olsun

    Yanıtla (1) (0)
  • Semih türk / 15 Aralık 2016 00:57

    Zafer kazanıp şehrine dönmesini ve yine şarkılarını söylemesini çok isterdim, gerçek kahraman Abdulbasite selam..

    Yanıtla (0) (0)
  • abdulbasit hayranıyım / 25 Kasım 2016 20:50

    umarım abdulbasit yaşıyordur sadece bunu istiyorum o ölmesin yaşasın yaşasın ki dünyadaki pislikler son bulsun

    Yanıtla (1) (0)
  • önemli değil / 28 Ocak 2013 06:17

    sen bu yolda yürüdükçe mehmet ali abi biz arkanda olucaz inşallah....

    Yanıtla (2) (0)
  • Zeyneb Songür / 27 Aralık 2012 00:46

    Rabbe her el açışımızda dualarımıza konuk oldular, olacaklar da…
    Allah O’nun ve tüm Suriyeli mücahidlerin direnişini kutlu kılsın…

    Yanıtla (1) (0)
  • NURSEFA AKPUNAR / 26 Aralık 2012 10:24

    Ve kayda geçmiş 50 binden fazla şehit karşısında, toprağa akıtılan bunca kan karşısında kendi nefsi ve ülke maslahatlarını gözeten, ezberci zihniyet sahiplerinin akıllarından şüphe ediyorum...
    Hangi prosedür ve hangi sistematik düzen bir damla kan karşısında galip gelebilir ki ...
    Batıl olan ideolojilerin davranış ve tepkilerini cahil ve islami bakıştan yoksun olmalarına bağlayıp anlayabliyorumda , bu Milli görüşcülerin baktıkları gözlüğün bu denli dar olmasını anlayamıyorum....

    Yanıtla (0) (0)
  • NURSEFA AKPUNAR / 26 Aralık 2012 10:16

    Nasıl güzeldir yazmak, ve okumak daha güzel, Allah kalemine güç versin abi. Bizler yaşımızdan ötürü böyle bir islami mücadeleye şahit olmamıştık. Önümüzde bir tek İran İslam Devrimi vardı ve ona dair yazılmış onlarca, yüzlerce, binlerce mersiyeler, hatıralar, politik makaleler, siyasi yol haritaları vb... O dönemlere uzaktanda olsa şahit olan, iç ve dış dünyasında verdiği destek çalışmalarını anlatan abilerimizin, ablalarımızın heyecanlarını sanki o günleri yeniden yaşıyormuşcasına dinledik, okuduk. Yeri geldi o dönemlere tanık olmamayı kendimize şanssızlık addettik. Ama bugün çok daha onurlu bir mücadeleye şahit oluyoruz. Annelik hiç bu kadar zor olmamıştır sanırım, bebekler hiç bu kadar kan kokusu yaymamıştır toprağa, ve Babalar... Yaşıtları ile kıyasladım her cümlede Abdulbasit'i... Ayetleri yaşamına entegre ettiğini okudum...Rabbim onları ve diğer tüm müslüman mücadele insanlarını muzaffer eylesin...Zalimlerin yargılanacağı o güne şükrolsun...Ey Adaletin sahibi duy dilimize dökülemeyen feryatlarımızı....

    Yanıtla (0) (0)
  • aybana / 26 Aralık 2012 01:20

    tam iki yıl onu takip ettim... allah bana bunun akrabası asımı hediye olarak gönderdi... asım muhacir olarak ilimize geldi. onu evime misafir ettim saroottan bahsettim o da dedi ki " o benim akrabam ona ben silah kullanmasını öğrettim" ... istanbuldan elbise göndermişlerdi dağıtılsın diye ben de bir kamyon elbiseyi humusa gönderdim ve abdulbasit sarota bir elbise de gönderdim...

    asım ara sıra humusa gider abdulbasit sarota selam söyle dedim selamımı ulaştırmış onun da selamını aldım ... faceden sürekli takip ediyorum...

    o ülkesinde alimler konuşmazken o meydandaydı...kaleciydi gösterilere katıldı halkı coşturdu, sonra da mücahit oldu, ayağından yaralandı internette ameliyat görüntülerine bakabilirsiniz...

    ibrahim kaşoş, ve diğer bir çok insanlar öldürüldü.

    o ülkesinin deli yürekli yiğidi!

    Yanıtla (1) (0)
  • Ali / 25 Aralık 2012 10:22

    Eline, emeğine sağlık Mehmet Ali.
    Allah razı olsun.

    Bu isimler, bu çabalar, bu simalar, bu tanıklıklar unutulmamalı.

    Yanıtla (0) (0)
  • Haşim Ay / 24 Aralık 2012 23:51

    Allah Abdulbasit kardeşi ve aziz Suriye İntifadasının öne çıkardığı diğer kahramanları korusun. İstikrarlı mücadelelerini tez zamanda zafere ulaştırsın inşallah.
    Öte yandan mücadeleye diğer birçok enstrümanla birlikte müzikal faaliyetleriyle de destek olmaya çalışan Abdulbasit gibi kardeşlerimizin Müslüman kamuoyunda tanınır kılınmasına vesile olan M. Ali kardeşten de Allah razı olsun. Bu içten ve nitelikli yazısı dolayısıyla kendisini tebrik eder ve çalışmalarının devamını dilerim.
    Bu yazının da gösterdiği gibi Grup Yürüyüş sadece kapalı kapılar ardında kendisini stüdyolara kilitleyerek müzik yapmıyor. Tersine müzikal etkinliğini de hayatın içerisinde oluşturarak bu alanda örneklik sergiliyor. Meydanlara inerek direnişin gür şarkılarını seslendiriyor ve de aynı zamanda İslami direnişe müzikal katkıda bulunan çabalara karşı sağır kesilmiyor.
    Yüzü hayata dönük müzikal/sanatsal bir duruşu Grup Yürüyüş adı üzerinden kurumsallaştırma imkanı sunan Allah'a hamdolsun. Bu nimetin şükrünü Grup Yürüyüş'ün çalışmalarına katkı sunarak eda etmeliyiz.

    Yanıtla (0) (0)
  • Huseyncan / 24 Aralık 2012 20:16

    İslam dünyasının yüzyıllardır gördüğü en Kur'ana bağlı destansı direnişine şahit oluyor.
    Yüzyıllardır hiçbir toplum, bu denli Allah'a dayanan, kişileri putlaştırmadan, aracı koşmadan bilinçli bir halk İslami hareketine şahit olmamıştır.
    Yaşanan çağa şahitlik yapmak isteyenler ve bir gün geri bakıp ah, vah! etmemek için yapılacak çok iş var. Şimdi cennet kılıçların altında ve onları destekleyenlere yakın.

    Yanıtla (1) (0)
  • Murat AYDOĞDU / 24 Aralık 2012 20:00

    Devrim zor zamanlarda kendi kahramanlarını üretir.
    Sıradan görünen insanlar bu zor zamanlarda sarp yokuşu aşarlar.
    “Sarp yokuş nasıl aşılır bilir misin? Kölelik zincirini çözmektir o” (Beled 12-13) ve o kahramanlar gönüllerde yer alırlar.
    Bazı kişiler ise “Her yıl bir veya iki kez imtihan edilirler. Hâlâ ne tövbeye yeltenirler ne de öğüt alırlar.” (Tevbe 126)
    Rabbimiz bize ne gibi önderler çıkaracaksın?
    Rabbimiz uyarır; “"Benim ahdim zalimleri kapsamaz." (Bakara 124) “Minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın.”(Bakara 264) “Allah, zalim topluma doğru yolu göstermez.” (Bakara 258)
    Ve Rabbimiz müjdesini verir; “Biz Ülkede güçsüz bırakılanlara iyilik etmek ve onları önderler yapmak ve onları oraya mirasçı kılmak istiyoruz” (Kassas 5)
    Suriye bu gün mazlumların ayaklandığı, mustaz’afların zaaflarından sıyrıldığı gündür. Abdulbasit gibi niceleri bedel ödedi, ve daha niceleri de vardır. “Müminlerden, Allah'a verdiği söze bağlı kalan öyle erler var ki, onlardan bir kısmı bu uğurda canını vermiştir. Bir kısmı ise verdikleri sözü hiç değiştirmeden bunu beklemektedirler.” (Ahzab 23)

    Yanıtla (0) (0)
  • Şuayb Mekeç / 24 Aralık 2012 18:02

    Tok ve kararlı bir ses tonuyla devrimin retoriğini açıklıyordu bu genç kardeşimiz.Onun bu haykırışı, mazlumların yanında yer alan diğer kardeşlerine meseleyi net bir şekliyle izah ediyor, bulanık bakanların seslerini kesiyordu.Sadece Allah'a güvendiğini, O'ndan ve müslüman kardeşlerinden başka kimseden beklentilerinin olmadığını haykırıyordu Dünyaya..Komploculara inat ,tüm bu olan bitenler karşısında kardeşlerine ,onların acılarına inanmayıp üstüne üstlük utanmadan o zavallılara iftira atanlara ..Bu sahneler çoğumuza moral vermiş, yüreğimize can katmıştı.Allah bu mazlum kardeşlerimizin geleceklerini ''Feth gelip çattığında insanların Allah'ın dinine fevc fevc nasıl koşuştuklarını görürsünüz.'' müjdesiyle mükafatlandırsın.Onların günlerini zafer, mutluluk, hidayet üzere bereketlenlendirsin..Mehmetali kardeşimi bu değerli çalışmasından dolayı tebrik ediyorum.

    Yanıtla (0) (0)
  • Ahmet Maruf / 24 Aralık 2012 17:08

    A. Sarut yazıda da bahsedildiği gibi Suriye'nin bunca acısına rağmen gülen/güldüren yüzü olmayı başarmış bir isim. Onun Cenneh cenneh cenneh; cenneh ya vatanne! Ağıtını yakarken ve bu ağıtın içine taa qamuşlıdan Lazkiye'ye kadar tüm Suriye'yi içine katan o birleştirici terennümünü dinlerken gözyaşlarını içine akıttığına şahit olabilirsiniz, çekilen videolarda... Halkının İ. Xaşhuş'un başına gelenlerin aynısının da onun başına gelmemesi için sürekli koruduğunu, kolladığını rejimin bunca vahşetine rağmen er meydanlarına çıkıp ta haykırıp ve bugüne kadar nasıl hayatta kaldığıyla ölçebiliriz.

    Neredeyse iki yıl; koskocaman iki yıl bıkmadan, usanmadan halkının sesi olan bu kardeşimi bende iki yıl önce tanıdım, radyo programlarında onun sesini, nidasını ulaştırabildiğim kadarıyla tercüme ederek ulaştırdım. Bunun yeterli olmadığını hep düşünüyordum. Rabbim yazarımızdan/sanatçımızdan razı olsun ki böyle bir yazı ile tekrardan Suriye’ye, Suriye’nin sesine hayat verdiği için… Suriye’nin seslerini kendi sesinde yaşattığı için…
    Suriye’ye yolunuz düşerse eğer; Abdulbasıt Saruut adını zikredin, insanların yüzündeki gülücüklere şahit olacaksınız!!!

    Yanıtla (1) (0)