Ebû Zerr Spartaküs müydü?
İslam Sosyalizminin öne çıkarttığı en önemli tarihsel figür “Ebû Zerr-i Gıfâri”ydi. Kimi iddialara göre Ebû Zerr, “İslam’daki ilk sosyalist”ti. Öyle ki ezilen sınıflar için mücadele etmiş ve mülkiyet ortak paylaşımı için savaşmıştı. Ebû Zerr’in emekçiler için Müslüman bir prototip olarak sunuluyor oluşu, elbette tümüyle tarihi gerçeklikten uzak değil. Ancak Ebû Zerr’i bir Che Guevara’ya dönüştürme gayreti onun mücadelesindeki hedefleri göremememize sebep olacaktır.
Ebû Zerr, kuşkusuz sosyal adalet istiyordu. Ancak onun mülkiyete bakışı Marksist bakıştan değil doğrudan Kur’ân ve Sünnet’ten kaynaklandığı için “ortak mülkiyet”, “sınıf çatışması/proleterya diktatörlüğü” gibi gibi yüzyıllar sonra ortaya çıkacak olan taleplerden de habersizdi. Ebû Zerr İslam’ın özünde yer alan infâk ve paylaşım kültürünün dejenere olmasından ve değişen iktisâdî dengelerle toplumda oluşan dönüşümün Resulullah’ın inşâ ettiği cemaat anlayışından uzaklaşmasından endişe ediyordu. Sade biçimde yaşıyordu. O İslam’ın “Hilafet merkezli” iktisadî denetimin ve kişiler arasında derin uçurumların olmaması için mücadele etti. (İslam’ın infak ve iktisâdî ahlakı çok daha uzun bir konu olduğundan konunun ayrıntılarını başka bir makaleye bırakıyoruz)
İslam tarihi, Sünni manüplasyon ile Şii hamâsetin kıskacı altında günümüze gelmiştir. Sünni bakış tarihte yaşanan olumlu-olumsuz tüm gelişmeleri kadere bağlarken, Şii bakış açısı genellikle hizipçi ve abartılı/ajitatif bir tarih okuması gerçekleştirmiştir. Her iki yaklaşım tarzı da gerçekçi ve adil olmaktan uzaktır.
Ebû Zerr’in kişiliğinin ve sosyal adalet taleplerinin hamâsi biçimde öne çıkartılmasının ardında da Şii tarihçiliğin Hz. Ali’nin mazlumiyetini ispata yönelik ajitasyon içerikli bakış açısı yatmaktadır. Böylesi bir tarih okuması yaşanan tüm gelişmeleri, Ali’nin haklılığı ve hakkının gaspı/ötekilerin haksızlığı çerçevesinde değerlendirir. Bu “hak gaspı” varsayımı ise Ali tarafı dışındaki herkesi ihanet, dalalet ve entrikacılıkla itham etmeye sürükler. Ali’nin Ebû Bekir dönemiyle başlayan “mazlumiyeti” Hz. Ali’nin güçsüz ve iradesiz şekilde tasvirine, yaşananların aşırı duygusal biçimde değerlendirilmesine yol açmaktadır. Bu durum olgudan ders çıkartılmasına ve adalete değil, bir tarafın kesin haklı “ötekilerin” ise “düşman” olduğu propagandasına malzeme üretmektedir. Ebû Zerr’in Hz. Osman dönemindeki muhalefeti de işte bu tarz bir propagandaya malzeme yapılmıştı.
Kısaca tarihsel döneme baktığımızda görüyoruz ki, Hz. Peygamber (sav) sonrası dönemde artan fetihler İslam toplumunun ekonomik yapısını da değiştirmeye başlamıştı. Ele geçirilen geniş verimli araziler tüm ticari dengeleri köklü bir değişime uğrattı. 1. Halife Ebû Bekir ve 2. Halife Ömer b. Hattâb döneminde sosyal adaletin bozulmaması için bir dizi önlem alınmış, Râşidî Hilafet devleti, tebâsı arasındaki gelir dağılımının bir uçuruma dönüşmemesi için bir dizi icraat ortaya koymuştu. Özellikle 2. Halife döneminde uygulanan ve pazara yönelik sıkı denetim genişlemeyle başlayan ekonomik değişimin de kontrollü geliştiğini gösteriyordu.
Ancak, 3. Halife Osman b. Afvân aynı kontrolü sağlayamadı. Özellikle servet dağılımının dengesizce belli siyasal odakların kasasına akmasıyla birlikte tebâ arasında sosyal çalkantılara sebep oldu. Siyasal isyan hareketlerinin başlamasının sebebi 3. Halifenin onayı ve desteğiyle hareket eden ve çoğunluğu ümeyyeoğulları kabilesinden olan valilerdi. Siyasal adaletsizliğin ticari dengesizliği desteklediği bu ortamda önü alınamayan bir çalkantının da sebebi durumundaydı. İşte Ebû Zerr’i öne çıkartan tarihsel aralık böylesi bir ortamdır. Şayet Ebû Zerr salt bir servet düşmanı ve ortak paylaşımcı olsaydı onun en başta Ebû Bekir ve Ömer iktidarlarına karşı ayaklanması gerekirdi. Ancak böylesi bir tavrına şahit olmuyoruz. Ebû Zerr aksine mülkiyete yönelik bir savaşım vermemiş ancak 3. Halife döneminde mülkiyetin adil paylaşılmamasına yönelik bir itiraz yükseltmişti. Onun haklı itirazına katılan Hz. Ali ve diğer pek çok sahabi Ebû Zerr gibi bir yöntem izlemediler. Ali b. Ebû Talib nasihat yoluyla muhalefetini iletmişti.
Ebû Zerr tarzı mı Hz. Muhammed tarzı mı?
Ebû Zerr’in “agresif” “bireysel” ve “aceleci” tavrı Hz. Peygamber döneminde de gözlemleniyordu. Allah Resulü Mekke döneminde doğrudan çatışma ve şiddet yöntemini uygun görmemişken Ebû Zerr, Bir keresinde "-Ey müşrikler! Duyun, ben müslüman oldum!" demiş, kelime-i şehadet getirmiş, Onu bayılıncaya kadar dövmüşlerdir. Ebû Zer’i (ra) linç girişiminden Hz. Peygamber’in (sav) amcası Abbas’ın (ra) müdahalesi kurtardı. Buna rağmen o, ertesi gün yine aynı yerde Müslümanlığını açıklamak suretiyle müşrikleri kızdırmış ve yine saldırıya uğramıştır. Olaydan haberdar olan Rasûlüllah (sav), yanına çağırarak onun Mekke’de kalmasının hem kendisi, hem de diğer Müslümanlar için tehlike oluşturacağı endişesiyle yurduna gitmesini, orada kendi ka-bilesini İslâm’a davet etmesini ve çağrılmadıkça Mekke'ye gelmemesini istedi.
Ebû Zerr bir keresinde de Bilal-i Habeşi’yi derisinin rengi yüzünden aşağılamış bunun üzerine Resulullah tarafından sert biçimde uyarılmıştır.
Ebû Zerr’in Resulullah döneminde de bireysel yaşadığı İslam cemaatinde “farklı” kaldığını Resulullah’ın onun hakkında veciz tanımlamasından da öğreniyoruz: “O, yalnız yaşar, yalnız ölür, yalnız diriltilir!”
Bu hasletler elbette O’nun harbî, samimi, idealist ve net tavrına gölge düşürmez. Ancak sağlıklı ve bütünsel bir Ebû Zerr tablosunu görebilmek için her insanda olan olumlu ve olumsuz hasletleri de göz önünde bulundurmamız gerekir. “Agresif” “bireysel” ve “aceleci” tavır, bazı olağanüstü durumlarda mazur görülebilir ve anlaşılabilir. Ancak idealize edilemez ve bir model olarak Müslümanlara sunulamaz.
Her insanda olduğu gibi onun da zaafları vardı. Ancak bizim örnek almamız yönleri ise Cesareti, samimiyeti, açık sözlülüğü ve doğruluğu ile ashâb arasında şöhret bulmasıydı. Ebû Zer (ra) hakkında Allah Rasûlü’nün (sav) “Gökkubbenin altında Ebû Zer'den daha doğru sözlü kimse yoktur” buyurduğu rivayet edilir. Zahidliği ile ünlenen ve dünya malına karşı en küçük bir meyli bulunmayan Ebû Zer’in (ra) bu haline Hz. Peygamber (sav) “Ebû Zer yeryüzünde İsâ b. Meryem'in zühdüyle yürür” sözüyle şahitlik eder.
Bu hasletler elbette O’nun harbî, samimi, idealist ve net tavrına gölge düşürmez. Ancak sağlıklı ve bütünsel bir Ebû Zerr tablosunu görebilmek için her insanda olan olumlu ve olumsuz hasletleri de göz önünde bulundurmamız gerekir. “Agresif” “bireysel” ve “aceleci” tavır, bazı olağanüstü durumlarda mazur görülebilir ve anlaşılabilir. Ancak idealize edilemez ve bir model olarak Müslümanlara sunulamaz.
Oysa “örneklik” söz konusu olduğunda “bireysel” bir tavır değil Resulullah ve öncü şahsiyetlerin tavırları öne çıkartılmalıdır. Ne var ki Ebû Zerr’in davranış tarzının idealize edilmesi de bu açıdan problemlidir. Çünkü kendisiyle aynı kaygıya sahip ve sade yaşamlarıyla Resulullah’ın izinden giden Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Selmân-ı Fârisî, Hz. Alî, Ammâr b. Yâsîr, Ebû Eyyûb el-Ensârî gibi sahabiler aynı ilkeleri ve teoriyi paylaşsalar da Ebû Zerr’le aynı yöntemi/üslubu kullanmamışlardır.
Tarihsel Ebû Zerr’den Kurgusal Ebû Zerr’e
Özellikle 28 Şubat süreci sonrası Türkiye’de yaşanan travma Ebû Zerr’in çarpıtılmış portresini tekrar gündeme taşıdı. Darbe sınavında yıpranan pek çok cemaat ve yapı’nın tabanı yaşanan bu travmadan etkinlendi. Pek çok kişi, cemaat içindeki hiyerarşiyi, istişare sorunlarını ve cemaatin şahsiyet yetiştirme konusundaki problemlerini dile getirerek bireyselleşmeyi tercih etti. Liberalizmin hakim olduğu ikibinli yıllarda bir grup Müslüman sekülerleşip iktidarın nimetleriyle zenginleşirken bu toplumsal dejenerasyona ve cemaatlerdeki teorik/pratik hatalarına tepki duyan bir grup Müslüman ise kendisine tarihsel Ebu Zerr’in de kötü bir karikatürü olan kurgusal “Ebû Zerr”i örnek edinmeye başladı. Her türlü istişareyi, hiyerarşiyi ve itaati reddeden, başına buyruk ve tepkisel bir dağılmışlığı ifade eden bu tutum, örgütlü direnişi ve mücadeleyi dışlamayı da beraberinde getirdi. Ne Sosyalist ne İslamcı olamayanlar dve mi kuş mu misali bir garabete Ebû Zerr’i alet etmeye başladılar…
Tarihsel Ebû Zerr’in yöntemi/tarzının yegane örnek olarak alınamayacağını düşünmekle beraber, günümüzde kurgusal Ebû Zerr’i bayraklaştıranların tarihsel Ebû Zerrle değil kurgusal Ebû Zerrle adeta Sosyalist, Mülkiyet düşmanı bir Ebû Zerr’le karşı karşıya olduğumuzu da ifade edebiliriz. Peki Tarihsel Ebû Zerr neye karşıydı bu sorunun cevabını arayalım:
Ebû Zerr neye karşıydı?
Ayrıca Ebû Zerr’in Hz. Ömer döneminde yaşanan refah patlamasına tepki gösterdiğine dair kayda rastlanmaması oldukça ilginçtir. Çünkü Hz. Ömer iktidarı, yapılan yeni fetihlerle ortaya çıkan yeni ekonomik düzeni İslami açıdan yönetebilmişti. İslâmi hilafet, zenginleşen tüccar sahabilerle düşük gelirli sahabiler arasında sınıf uçurumu oluşmaması için bir çok tedbir almıştı. Ebû Zerr, Ömer’in adaletinin yanında yer alması Onu bize çarpık tanıtanlara karşı bir cevap niteliğindedir.
Ebû Zerr’in “Serveti”
Ebû Zerr (ra)’ın bir Spartaküs olmadığı açıktır. Aksine İslam’ın getirdiği ve halifelerin denetlediği “görece mülkiyetin” getirdiği ve bugün yaşasaydı “Orta Sınıf bir burjuva” diyeceğimiz bir servete sahipti: “Rebeze’de 1 ev, 1 davar sürüsü, 40 sağmal keçi, 30 at, 3 iyi cins devesi vardı. Yıllık atâsı 4000 dirhemdi. Bir yıllık erzak ihtiyacını karşıladıktan sonra atâsındann arta kalanla bakır para satın alırdı. Ebû Zerr’in Fustat (eski Kahire) merkez camiinin yanında Dâr’ul Umud adlı bir arazisi vardı. Miras olarak 3-4 merkep, 1 keçi sürüsü ve binek develeri bırakmıştı. Evindeki eşyaların değerinin 2 dirhem olması sade yaşadığını gösteriyordu. Ayrıca hizmetlisi olarak 1 azadlı câriyesi ve birkaç hizmetçisi bulunuyordu. (Ebû Zerr’in serveti için İbn-i Manzur’un Muhtasaru Tarih-i Dimeşk’ine, İbn-i Sâd’ın Tabakât’ına ve diğer Tabakât eserlerine bakılabilir. )
Ebû Zerr’in mülkiyet düşmanı biri olmadığı ama tam bir Sosyal adalet sevdalısı bir mü’min olduğunu hatırımızda tutup onun bu konudaki hassasiyetini çeşitli sentezleme çabalarına alet etmeden örnek edinmeliyiz. Nitekim Ebû Zerr’in siyasi lideri Hz. Ali’de de mal varlığını ve ticaretini İslami ilkeleri müdafa ve ilim yolunda harcayarak örnek bir varlık sahibi tavrını takınan Ebû Hanife’de de mal varlığını sosyal adaletsizlik yolunda değil İslami topğlumun yeniden ihyası için harcayan ve sonunda bizzat fiili kıyama kalkışan İmam Zeyd b. Ali’de de görebiliyoruz. Bu açıdan hedef saptıran romantizmlere değil makûl bir anti-kapitalizm fıkhına ihtiyacımız var. Vesselam…
YAZIYA YORUM KAT
Bülent Şahin bir hayalimizi daha yıktı! Kırk keçi ha; görürsün sen Ebu Zer!...
Yanıtla (0) (0)Yaa ...kerdeşim İslamın bir ideolojiye veya kendin ırkını üstün gösterme gibi ırkçılığa ihtıyacımı var..İslam sünneti seniye ve Kuran doğrultusunda bir yaşam biçimidir zaten..Türklerde ırkçı milliyetçi Türkçü müslümanlık, Kürtlerde marksist,sosyalist Kürtçü müslümanlık..Yani ideolojiyle ırkçılk pekiştirilmiş içeriği şirkle doldurulmuş müslümanlık..UYANIN bu Allah'ın ''amcak müminler kardeştir'' ayetine muhalıf olmaktadır..Birde ''üstünlük takvadadır'' ayetine de muhalif bir durum..Peki ! Ayetlere muhalefet etmek ŞİRK değilmi..?
Yanıtla (0) (0)Bence bu gün her zamankinden daha fazla ebuzere ve ebuzerlere ihtiyac ve zira .Zira ;müslüman kökenlı olmalarına ragmen t.c yi yönetenlerin sırtlarındaki elbiselere kullandıkları ev ve arabalara ve dahi müsrif yaşantılarına baktığımızda Bu her zamankinden daha fala ebuzerlere ihtiyac vardırdır diyorum.Abdullah gülün kızının düğününden hemen sonra aynı kılasa üye olan bir tanıdığımı ziyarete gittiğimde orada ebuzer konusu geçince hanım efendi;kendisininde düğüne gelen bayanların üzerinde pradadan versageden aşağı elbise ve çanta görmediğini bunun üzerine hanım efendilerden birine bu lüksün islamda yerinin olup olamdığını sorduğunu bana anlattı.Ve aldığı cevabda aynen şöyleydi'' malının zekatını verdikten sonra evinin tuğlaları altından olsa ne olur,allah kullarının üzerinde nimetinin eserini görmekten hoşlanır''
Yanıtla (0) (0)Bizlerin yüzyıllar sonra Kaab bin ahbarın izinde olması çok acı çook.
Ohalde derimki bu gün aliye ve ebuzere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Bülent kardeşimin yazısının özeti sanırım son cümlesinde yatıyor: "Bu açıdan hedef saptıran romantizmlere değil makûl bir anti-kapitalizm fıkhına ihtiyacımız var."
Yanıtla (0) (0)Yani o, islam sosyalizmi vs. söylemlerin aslında hedef saptırdığını dolayısıyla gerçek bir antikapitalizmi de manüple ettiğini düşünüyor. Bu sebepten dolayı bir dizi yazı yazdı ama bence boşuna uğraşıyor çünkü insanlar tarih boyunca tutundukları fikirlerin eleştirilmesinden hoşlanmazlar. Çok az insan eleştirilere empati yaparak kulak kabartabilme olgunluğuna sahiptir. Bu sebeple Erdeğer de izinden gittiği Ali Şeriati gibi birilerini rahatsız etmeye devam eder gider!
Solculuk takılanlar hiç olmazsa Şeriati'nin Marksizm ve Diğer Batı Düşüncelerri kitabıyla Medeniyet ve Modernizm kitaplarına baksınlar o zaman bu köhnemiş ideolojinin peşine gitmezler. Şeriati solculara İslam'ı anlattı ve sonuçta tek kurtuluş adresinin İslam ideolojisi olduğunu belirtti. O halde bu sentezlemelere ne gerek var?
Bazı yoprumcularıu anlamak mümkün değil. Bülent beyi uzun zamandır takip eden biri olarak bize esas öykünmeciliğin İslam sosyalizmi, anarşist islam vs. sentezler olduğunu gösterdi. Ayrıca Bülent bey anti-kapitalizme dair özgün bir bakış açısı geliştirmeye çalışan biri. Ama gelin görün ki bazı yorumcular yazara haksızlık ediyorlar. Hatta bu yazıya yönelik başka bir sitede okuduğum bir karalama yazısı beni hayretler içinde bıraktı. Söz konusu yazıda da Erdeğer'in Muaviyeci olduğu ve Ebu zer'e yalancı dediği iddia ediliyordu!
Yanıtla (1) (0)Bazı kesimler neden kendi ezberleri bozulunca bu kadar hırçınlaşıyorlar onu da ayrıca düşünmek gerek.
Bu yazıyı normal insanların okuduğu organlarıyla okuyorlarsa şu ifadeleri tekrr okusunlar sonra yorum yapsınlar:
"Ebû Zerr, kuşkusuz sosyal adalet istiyordu."
"Ebû Zerr İslam’ın özünde yer alan infâk ve paylaşım kültürünün dejenere olmasından ve değişen iktisâdî dengelerle toplumda oluşan dönüşümün Resulullah’ın inşâ ettiği cemaat anlayışından uzaklaşmasından endişe ediyordu. Sade biçimde yaşıyordu. O İslam’ın “Hilafet merkezli” iktisadî denetimin ve kişiler arasında derin uçurumların olmaması için mücadele etti."
3. Halife Osman b. Afvân aynı kontrolü sağlayamadı. Özellikle servet dağılımının dengesizce belli siyasal odakların kasasına akmasıyla birlikte tebâ arasında sosyal çalkantılara sebep oldu. Siyasal isyan hareketlerinin başlamasının sebebi 3. Halifenin onayı ve desteğiyle hareket eden ve çoğunluğu ümeyyeoğulları kabilesinden olan valilerdi. Siyasal adaletsizliğin ticari dengesizliği desteklediği bu ortamda önü alınamayan bir çalkantının da sebebi durumundaydı. İşte Ebû Zerr’i öne çıkartan tarihsel aralık böylesi bir ortamdır."
"Ebû Zerr’in mülkiyet düşmanı biri olmadığı ama tam bir Sosyal adalet sevdalısı bir mü’min olduğunu hatırımızda tutup..."
"Bu açıdan hedef saptıran romantizmlere değil makûl bir anti-kapitalizm fıkhına ihtiyacımız var."
Sosyalizan jargona öykünen bu rolü benimseyen Malum şahıs şöhretle kendinden geçerken, sizin de kalkıp EbuZer'den bir Kapitalist çıkarma çabanız kabul edilebilir değil !!!Hz.Süleyman ve Mülklerinide mi bu şekilde açıklıyorsunuz acaba !!!
Yanıtla (0) (0)7. Yazarın, Ebuzer'in mirasıyla ilgili aktarımı ilginçtir ve benim ilk defa duyduğum bir şeydir. Zira biz onun iki çocuğunun açlıktan öldüğü ve Rebeze sürgününde öldüğünde, hanımının üstünü doğru dürüst örtecek bir şey bulamadığıyla ilgili rivayetlere alışmıştık.
Yanıtla (0) (0)8. Ebuzer ilgisi, Şeriati'nin ünlü kitabıyla ve daha sonra Ali Bulaç'ın yazdığı "Ebuzer Gibi Garip" yazısıyla ivme kazanmıştı Türkiye'de. Yoksul öğrenci psikolojisi de bu ilgiyi güçlendirmişti. Bu anlaşılabilir bir durum kuşkusuz. Ve fakat anlamlandırılıp aşılması da gerekiyor. Şeriati, 18 yaşındayken, Mısırlı bir yazarın kitabını çevirip genişletmiş ve kendi yorumlarını eklemiştir. Fakat, çok sevdiği ve önemsediği vurgular içermesine rağmen, bu konuya müstakil olarak bir daha dönmemiştir. Diğer kitaplarında Ebuzer'i Hz. Peygamber'in ilk arkadaşlarını ve Mekke'deki çabayı anlatırken zikretmiştir. Bir de Hz. Ali'nin hüzünlü biyografisinde ve mücadelesinde değinmiştir.
Kanımca, Ali Şeriati'nin yaptığı gibi, Ebuzer'i bu iki temel alanda konuşmak daha verimli ve yararlı bir tutumdur.
1. Yazı, genel bakışı itibariyle, olumlu ve değerli tespitler içeriyor. Tarihin bize aktardıkları üzerinden konuşuyoruz sonuçta bunları. Çok kesin, güvenilir bilgilere sahip değiliz yani.
Yanıtla (0) (0)2. Yazıda bazı rivayetlere yer verilmiş. Bunların bazılarının Hz. Peygamber tarafından söylendiği tartışmalıdır. Hatta içlerinde gaypla / gelecekle ilgili olanlar da vardır ki bunları Hz. Peygamber'e yakıştırma konusunda dikkatli olmak gerekir. "Hakkında böyle rivayetler vardır." şeklinde daha pasif bir ifadeyle verilebilirdi bunlar.
3. Ebuzer'in konumu, koşulları, mücadelesi bakımından Spartaküs'e benzetilmesi de kanımca çok sağlıklı değildir. Aralarında çok fazla benzerlik yoktur.
4. Tarihi aktarımlara bakıldığında Ebuzer'in son derece samimi fakat tezcanlı, pervasız hatta delidolu bir kişiliğe sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle Hz. Peygamber'i de Hz. Ali'yi de kimi zaman sıkıntıya düşürdüğü görülmektedir.
5. Ebuzer'in Hz. Peygamber sonrası dönemde en isabetli tutumu, Hz. Ali taraftarı olması ve Hz. Osman'ın yumuşak tavrından ve akrabalık ilişkilerini öne çıkarmasından nemalanmaya yeltenen kişi ve çevrelere karşı muhalefet etmesidir. Örnekliği, buradan hareketle güncelleştirilmelidir. Sağlıklı bir fıkıhtan bu noktada kök salabilir.
6. Müslümanlar deyim yerindeyse asıl "Ebuzer sendromu"nu 28 Şubat sürecinden önce yaşamışlardır. "Ebuzer" ve "Musab" kod adlı yüzlerce müslümanın algılama, yaşama ve savrulma biçimleri sosyopsikolojik açıdan incelenmeyi hak eden çok ilgi çekici düşüş ve yıkılışlar, yüceliş ve trajediler içermektedir.
Mülk İnsanın hükümranlığına verilen mal'dır(İnsan 20). Meşru mülkiyet, (Ali İmran 26) emek ile elde edilen malın kullanım hakkıdır. Meşru olmayan ise gasp'tır (Zuhruf 51).
Yanıtla (0) (0)Karşı çıkılan Mülkiyet emek karşılığı olan mıdır, yoksa gasp mı?
Emeği sadece kol gücü gören eblehler, sadece birer devrimcidirler. Emeği, üzerinde uğraş verilen yetenek, zihin ve ter ile birlikte tanımlayan ona hakkını verir.
İşte bu nedenle "Eşitlik değil, Adalet" dersiniz. Adaletin ne olduğunu anlamayan kişi, size yine etiket takar. Zira o'nun eşitlik anlayışı yağmacılıktır.
Ebu Zer bir yağmacı mıydı?
Asla! O, Adalet üzerine mülke hükümran olan ve hakkını verenlere değil, mülkün hükümran olduğu müstekbir meliklere karşıydı.
Burada bazi arkadaslar tarafindan degisik vesilelerle mulkiyet ve servet krsiti gorusler ileri suruldugunde biz yuzeysel olarak "Islamin mulkiyete ve servete karsi olmadigini,bir insanin baskasinin hakkina tecavuz etmeden,haksiz kazanc saglamadan kisacasi Islami kurallara riayet ederekde zengin olabilecegini ve bunada Abdurrahman Bin Avfi ornek gostermistik"ama Bulent bey ilmiy ve tarihi mirastan hareketle Abu Zer (ra)sahsinda Islamin sosyal adalet anlayisini ve bunun piratik hayata yansimasini itidalli bir sekilde yorumlamistir.Guzel bir yazi olmus Allah razi olsun ve hayirlara vesile kilsin.Vesselam
Yanıtla (0) (0)Bülent kardeşin yazısı belki de bizim cenahta Ebuzer le ilgili olarak kaleme alınmış en önemli, makul,ifrattan, tefritten ve karşı ideolojik körlüklerden beri, kısa ve derli toplu bir hükmündedir. Bundan fazlası laf kalabalığı olacaktı belkide!
Yanıtla (0) (0)Bu ölçü dışında o konuyu ele alış olsa olsa sapla samanı birbirine karıştırmak olacaktı!
Bülent kardeşe bu çalışmasından dolayı teşekürlerimi ve selamlarımı sunarım.
mekke-medine dönemlerinin çok iyi okunup çağımıza uyarlanması gerektiğini düşünüyorum.
Yanıtla (0) (0)Bu açıdan hedef saptıran romantizmlere değil makûl bir anti-kapitalizm fıkhına ihtiyacımız var.
Yanıtla (0) (0)fakat anti-katitalizm yerine her neviyle adaleti yayma fıkhı denilebilir.
İyikide Spartaküs değildi... Rabia sivasın yorumuna kesinlikle katılıyorum...
Yanıtla (0) (0)hiç birimiz onların yaşadığı
Yanıtla (0) (0)hayal kırıklığını ve dağılmışlığı yaşamadı...
davadaşlarının sindirilmeye susturulmaya çalışıldığı bir
zamanda zehir zemberek kesilmek ve aktif muhalefet yapmak,halim selim olmaya tercih edilir...
ayrıca peygamber gibi çok yönlü ve sorumluluğu ağır bir kişi ile
münferit bir insanın kişisel tutumunu bir tutamayız...ebuzer itidalli davranmak zorunda değildi...
biri siyasi bir lider,örnek bir sahsiyet istese de bireysel olamaz...
ama diğerini kimse bağlamaz...
eş konusunda hz.peygambere tanınan sayı ayrıcalığı gibi...sıradan birine bu hak verildimi...
ya da münafık liderinin cenaze namazını istemeye istemeye kılması gibi...
hz.ömer niye o safta değildi...
peygamber en doğrusunu yapar,ama bazen yaptıkları sadece onun sorumluluğu gereğidir...
diğerleri bu yolu seçip seçmemekte serbesttir..
bireysel olmak bir haktır...hele canı yanana...
o cehennemi ben yaşasaydım birilerinin gırtlağına yapışmak için hiç zaman harcamazdım....ihanet...sineye çekilir mi..
ebu zerr-osman konusu öyle bir kapı ki eğer bu kapıdan girerseniz önünüze yeni kapılar çıkacaktır:fedek kapısı,ebubekir-fatıma(sa)kapısı,gasıp halifeler kapısı gibi...evet,eğer eleştiri okları bu kapıdan girebilirse,diğer kapılara ulaşmaları kuvvetle muhtemeldir.tabi ki ehli sünnet uleması gibi bülent şahin bey de bunun farkındalar.yazar,dilinin altındaki baklayı 4. paragrafta çıkarmıştır.orada şiilerin hz.ali tasavvurundan bahsederek kendi cehaletini belgelemiştir ve ali okulunu anlamadığını itiraf etmiştir.şiiler sünniler gibi tevella(allahın,resulünün,ehlibeytinin dostuyla dost olmak)ve teberra(allahın,resulünün,ehlibeytinin düşmanıyla düşman olmak) duyularını asla yitirmediler.zaten şiileri diğerlerinden ayıran ve onları yüzü ak yapan;zilletten uzak ve izzetten yana tavır koymalarıdır.başka bir tabirle hakkın yanında ve batılın karşısında olmalarıdır.onlar asla dost ve düşmana aynı muameleyi yapacak bir genişliği,çirkinliği,zulmü,adaletsizliği göstermediler.çünkü onlar ibni ömer,ebu hureyre,ebu derda,osman gibilerine saygı gösterme gafletine düşmediler.onlar 'zillet bizden uzaktır' diyen huseynin,atalarının,ceddinin ve pak evlatlarının yolundan gittiler.resulullah(saa) buyuruyor ki:'huseyn benden,ben de huseyndenim'.ehlibeyt asla resulullahdan ayrı bir endişe taşımadılar.eğer bizler fatımaya yapılan muhalefeti resulullaha yapılan muhalefetten;aliye çekilmiş kılıcı resulullaha çekilmiş kılıçtan farklı görürsek gerek bu konularda gerekse başka sahalarda asla sağlıklı tahliller yapamayız.ölçü bellidir:kurana,ehlibeyte sadakattir.('şiiler' ve 'sünniler' tabirleri iki tarihsel duruşu ifade etmek içindir.istisnaları elbette vardır.)
Yanıtla (0) (0)Bülent Kardeşim eline sağlık güzel çalışma olmuş. Allah hayırlı çalışmalarını daha da arttırsın inş.
Yanıtla (0) (0)Ebu ZERR Gıfari nin yoldasi Cengiz Sarikaya,
Yanıtla (0) (0)Yeryüzünde onun kadar
doğruyu eğip bükmeden söyleyen kaç insan gelmiştir acaba,
kınanmaktan korkmadan yaşayan ve konuşan.
'YALNIZ YAŞAYACAK YALNIZ ÖLECEKSİN'
Hak için hayatını harcamış kardesim Cengiz seni ve tüm Ebuzerleri unutmadık.
9. Agustos 2006... Rabbim Seni katinda peygamberlere dost eylesin....
Ali Şeraiti Kevir’den:
Yanıtla (0) (0)“Aşk, görme engelli bir coşku, görmezlikten kaynaklanan bir bağdır. Oysa sevgi, bilinçlice bir bağ; apaçık, duru bir görmenin sonucudur. Aşk genellikle içgüdüden su içer, içgüdüden kaynaklanmayan başka bütün olgular değersizdir. Oysa sevgi ruhun içinden doğar, bir ruhun yükselebileceği bütün yerlere, sevgi de onunla birlikte doruğa tırmanır.”
…
Ali Şeraiti 8.ders: Ahlak Felsefesinden
Aşk bir aline edicidir. İster insani, ister ilahi fark etmez.
…
Ali Şeraiti 3. ders: soru-cevap kısmından
Ebu Zer’in kardeşi sorar “Kardeşim, inanç da eskiyince atılması gereken bir giysi midir?”
Ebu Zer cevap verir “Evet, inandığın şeyler, eğer gerçekten eskimiş ve artık giyilecek gibi değilse, eski bir elbise gibi fırlatıp atmalısın”
İnançları, mukaddesleri ihya etmek için kınamadan korkmayacaksın
…
Ali Şeraiti, Kuranı Anlamak:
Bir hadis var: "Her kim Kuran'ı kendi görüşüyle tefsir ederse, yeri ateştedir,", Bu "görüş"e "akıl" dediler, yani her kim Kuran'ı aklıyla tefsir ederse...!
Öyleyse neyle tefsir etmek, doğru tanımak için akıldan başka bir yolumuz yok. Sonra hayır diyorlar, bizim maksadımız her ayetin altına imamdan bir rivayet getirmektir! Efendi! Yoksa bu rivayeti de akılla seçmek gerekmez mi? Yoksa, bu ayetin tefsiri olan rivayeti aklımızın seçmesi, anlaması gerekmez mi? Bunu ayetin altına getir, sonra da bu ayetin manasının bu olduğunu anla?!! Akılsız adamın başına istediğin kadar ayet, istediğin kadar rivayet döksen yine de fayda etmez. Sağırlara çağırını işittiremezsin, hele bu sağır ve dilsiz insan, o sesi çağrıyı anlamıyor, duymuyorsa. Bu adamın canı sıkılır, sinirlenir de, senden bezer, kaçar, sırtını döner. Artık peygamberin kendisi bile ona bir şey duyuramaz.
Aynı Ali Şeriati "Akli ve mantıki değerlendirilmesi yapılmayan inaç zoraki çağrıdır" der.
Yanıtla (0) (0)Ayn kardeşim, herkesşn de inanç anlaıyşı farklı galiba?
Diğer kelamlarınız da zanndan başka bir şey değil.
Mülkiyet hakkındaki düşüncemiz bellidir.
Kuran'dan başka, hiç bir şeyin taraftarlığını yapmayacak ama söylediğin şahıslar hakkında da, hüsnü zan yapacak kadar kendimiz'iz.
murat aydoğdu.! alişeriati inancın aşktan daha yüce olduğunu söylemiştir...
Yanıtla (0) (0)bu yazınız yıllar önce ebuzer gibi olmanın telaşesi ve kahramanlığına bürünen şimdinin eskiden olduugu gibi pekde aslında dikkate alınmayan zengin müslümanalrımızın işini kolaylaştırmakda güzel bir yazı olmuş. elinize sağlık. lakin siz ebuzerin imam aliden farklı söylemeyeceğini imam ali,ninde resulullahdan başka birşey söylemeyeceğini bilmeniz gerekiyor. tabiki ebuzer artan servete karşı geldiği gibi adil bir paylaşımın olmamasına karşı geldi. ama siz şia ve ehli sünnet üzerinden yanlış yagırdamaların oldugunu söylerkende ne kadar anti şia taraftarı oldugunuzu birkezdaha tartişilir hale sokuyorsunuz.buna hişç gerek yok. ebuzer öldü. ama allahın ayetleri halen aramızda ve vicdanımız aklımız ahlakiliğimiz henuz müslümanca bir halde durmakda tavır sergileyebilmektedir.
Furkan Nezir kardeşim.
Yanıtla (0) (0)Pegamber Kafrirun süresini kime nasıl okudu sence?
Dar'un Nedvenin müdavimi ve senin o aktardığın teklifi yapan Ebu Talip'e nasıl davrandı?
...
Sen yumuşak davranmak deyince ne anlıyorsun?
Kalem 9 daki "Müdahane" mi?
Yoksa Tevbe 114 deki İbrahim a.s. için kullanılan "Halim" mi?
Bir de, Ali İmran 159'u oku.
...
Kuran ayetlerini de öyle atomistik alıp mızrağının ucuna takma....
Ali Şeriati sevgiyi aşktan üstün tutar.
Yanıtla (0) (0)Aşk çoğu zaman, aşık olunanı tam olarak anlamamaya sevk eder.
İnsan sevdiğini örnek alır,aşık olduğunu ise değerlendiremez putlaştırır.
Bülen Şahin Erdeğer kardeşim sen Ebu Zer'i gerçekten seviyorsun.
Tebrik ediyorum kardeşim. Güzel bir yazı olmuş. Tartışılması, derinleştirilmesi, günümüze getirilmesi gereken çok sayıda ayrıntıya değinmişsin. Neye, nasıl, hangi zaviyeden baktığımızı iyi belirlememiz gerekiyor. İfrat ve tefrite düşmeden.
Yanıtla (0) (0)Bu noktada Spartaküs'e de farklı açılardan değinmek gerekiyor kuşkusuz. Yiğit, zeki, fedakâr, bilinçli ve fakat sonuçta başarısız bir örnek olduğu söylenebilir Spartaküs'ün. Kitlesine söz geçirememiş, ufuk göstermede zorlanmış, ulaştığı gücün varacağı sonuçları kestirmekte zorlanmıştır. Fakat günümüzde bile yürekleri titreten, bireyleri ve kitleleri etkileyen bir şahsiyettir. Birçok topluluğa, sendikaya adı verilmiştir. Adından hareketle siyasal fraksiyonlar, cemaatler oluşmuştur. Hatta Nazım Hikmet, İstanbul'dan Anadolu'ya geçmek için uğradığı İnebolu'da Spartakistler diye birkaç kişiden oluşan küçük bir grupla karşılaşmış ve ilk sosyalist kıvılcımlarla burada karşılaşmış, onlar sayesinde bir dönüşüm yaşamaya başlamıştır.
Aynı şekilde Che Guevara mı daha etkin bir örenkliktir yoksa Fidel Castro mu tartışmasının yapıldığını hatırlamakta da yarar var. "İktidar" ile "kahramanlık" birbirini yeterince sevmeyen hatta iten şeyler mi acaba?
selam.
Yanıtla (0) (0)kardes,
mekkede resullullahin yumusak bir tutum sergiledigindan bahsediyorsunuz,
tun otoritelin ittifakla kabul ettigine gore kafirun suresi mekki bir suredir,
yine otoritelerin ittifakina gore,
resullulaha ulke yonetiminde her istediginin verilecegi teklifi hicretten once yapilmis,
resulullahra, bir elime ayi bir elime gunesi verseniz ben davamdan yine vaz gecmem demistir.
ebuzer sosyalistmiydi degilmiydi diye bunu taz konusu yapmak abesle istigaldir,
islam kendi basina bir butundur bir sistemdir.
kaynagini vahiyden alir,
sosyalizmse heva ve heves urunu hirsiz bir sistemdir,
sosyalizm goruslerini islamdan calmistir,
selam dua ve muhabbetlerimle,
Bulent kardes.
geçen gün okuduğum bir habere göre, -ki haber de sosyal psikoloji deneylerine dayandığı iddiasındaydı- insanlar paradigmalarını sarsıp taşları yerinden oynatıp konforlarını bozacak hakikatten pek hoşlanmıyorlarmış. dolayısıyla konforlarını hakikate tercihe meyyalmişler diyordu. kendimden yola çıkarak söylemeliyimki ben bu genellemeye dahil edilebilirim.
Yanıtla (0) (0)"tarihsel ebu zerden kurgusal ebu zere" ifadeni çok beğendim ama şu yazıda aynı bağlamda eleştirilebilecek pekçok kurgusallıkla tarihsellik içiçeliği dikkat çekiyor. en yakından 28 şubat travması öncesi ve sonrasına dair tahlillerinde bir romantizm kurgusallığı, sosyal gerçekliğin önüne geçmemiş mi?
şunu da yeni öğrendim. insan kaçınılmaz olarak sosyal bir türmüş. toplumsal yaşantının dışında varlığını tarzan gibi sürdürmesi muhalmiş ya da hay gibi. dolayısıyla "bireyselleşmek" de bir kurgusallığa tekabül ediyor sanki üniter devletin "bölünme" kaygısı türünden. olsa olsa cemaat değiştiriyorlardır bu bireyselleştiğini sandıklarımız ama neden gittikleri sorusunun cevabı değil elbetteki bu ve kalanların durduğu yeri tescillemez de aynı zamanda ve mekanda yaşıyoruz; sanki biraz daha ince görmeli gibiyiz mi ne? yoksa etiketlerin sıkıcı ve boğucu dünyası toptan bir kurgusallık -ki doğasında hakikatini anlama değil; "izahedebilirimci" bir rasyonelleştirme çabası yatar- zindanına mahkum edebilir pekala bizleri de. ben buna insanın beşinci zindanı dedim ali şeriatinin dördünden sonra: retorik zindanı. hep haklı olamayabileceğimizi gözardı etmezsek çok daha fazlasını görme imkanını kaybetmemiş oluruz kanaatimce.
tabi eleştiri can sıkıcıdır. biliyorum ama yazılan yazıya tepkisiz kalmak daha acı geliyor bana. cemil meriç'in kendince derin yalnızlığı sırf bu tepkisizlikten doğan nereye sürüklendiğini ölçememe sancısıymış; tabiki benim anladığım.
selametle...